Hatim Ettikleri Halde Yüreği Sızlamayanlar!

?ui=2&view=att&th=12592bea08467133&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12592bea08467133&zw

Allah (cc) dostlarından Ebu Bekir Verrak Hazretleri’nin küçük bir oğlu vardı, bir gün onun elinden tutup Kur’an-ı Kerim hocasına götürdü Yavrusuna Kur’ân okutup, onu Kur’ân yörüngesinde yetiştirmesi için hocaya teslim ettikten sonra eve döndü…

Zeki çocuk derse başladı, kısa zamanda Kur’ân-ı Kerim’i öğrendi Bir gün; hocasının önünde Kur’ân okurken, bir ayetle karşılaştı Ayet-i kelimeyi tek tek heceledi Yüreğine müthiş bir kurşun saplanıvermişti! O ayetin mânasını düşünmekle, o çocuğun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve bir titreme aldı Okumaya devam edemedi Derhal evin yolunu tuttu ve kapıyı çaldı
Babası içeriden seslendi:
“Kim o?”
“Benim baba, çabuk aç!”

Babası kapıya koşup açınca, gördüğü manzara karşısında korktu; çocuğunun yüzü ürkütücü derecede solmuştu ve yavrucağı titreyip durmaktaydı Hemen kollarını açıp sardı onu:
“Oğlum! Ne oldu sana böyle? Niçin benzin bu kadar sararmış?”
Güç bela cevap verdi çocuk:
“Bugün derste Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okudum Mânâsını düşününce yüreğim eriyor sandım ve bu hâle geldim”

Babası, çocuğunu içeriye alıp bir yere oturttuktan sonra tarifsiz bir merakla sordu yavrusuna:
“Ey gözümün nuru oğlum! Seni bu kadar sarsan ayet hangisi acaba?!”
“Şu ayettir” dedi çocuk ve her bir harfini yüreğinde duya duya okudu o ayeti:

“İnkârcılığınıza devam ederseniz, dehşetinden çocukları birden ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?” (Müzzemmil, 17)
Ayet-i celileyi tekrar etmek, çocuğun canına yeni bir ateş düşürdü, o masum yavrunun takati hepten kesildi ve yatağa düştü Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kısa zaman sonra da vefat etti O masum çocuğu, babası götürüp kabre koydu
Baba Ebu Bekir Verrak Hazretleri sık sık o çocuğun kabrine gider, toprakları avuçlar, ağlar ve şöyle derdi:“Ey Ebu Bekir Verrak! Senin küçücük oğlun Kur’ân’dan bir ayet okudu, Allah (cc) korkusundan can verdi Sen;
Kur’ân-ı Kerim’i hatmedip duruyorsun ve “ömür güneşin” kabir kuyusuna ağdı da, Allah’tan hiç onun gibi korkmazsın Meğer senin gönlün ne katı bir gönülmüş, vah sana!”
Bu onun nefis muhasebesiydi, ama sözün asıl muhatapları bizlerdik, bütün inananlar “İnandık”larını söyleyenler! O büyük zât ki, böylesine mübarek bir evlat yetiştirmiş, mualla birisi Peki ya her gün Hak’tan, hakikatten yana yüzlerce söz duyan, okuyan ama irkilmeyen, kendisini düzeltmeyen, en azından şöyle bir çekidüzen vermeyen bizler Camide verilen bir vaaz esnasında;
“Allah’ı anmaktan dolayı kalplerinizin haşyet duyacağı an henüz gelmedi mi?” sorusu karşısında, kalbi orada çatlayıp yığılan gencin hâlini de dinleyince Hicabdan öte bir hâl gelmiyor elden
Ve sözün hitamı;
Cenab-ı Allah’ın, o an ve haberin hatırlatılması anlamında, “gelmedi mi?” diye sorduğu ve bizleri kendimize gelmeye çağırdığı ayetler:

“Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?”
(Ğâşiye Sûresi, 1)

“Daha önce inkar edip de, inkarlarının karşılığını tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır”
(Teğâbün Sûresi, 5)

“İnananların gönüllerinin Allah’ı anması ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine Kitâb verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir”
(Hadîd Sûresi, 16)

Selam ve Dua ile…
 
 

Hiç yorum yok: