istemek,neyi isteyeceğini bilmeyenlerin elinde şaşkın!‏

4318_1146150700515_1429972709_398048_8033794_n.jpg

İstek ve Gayret Çerçevesindeki HAYAT MANZARALARI
 

İstemek, neyi isteyeceğini bilmeyenlerin elinde şaşkın. Gayret, mevcuda razı olanların elinde çaresiz. Amaçlar ve araçlar tahteravallide, araçlar yukarıda, amaçlar aşağıda kalmış.
Kulağa ve gönle yanlış şeyler fısıldayan müzik, dizi ve sıradanlık rüzgârları, hedefi olmayan ve günü birlik yaşayan kitleleri savurmaya devam ediyor.
İdealler, oltaya takılmış balık gibi sancıda.
“Ben” lerin ön safta yer almasından dolayı, “Biz” ler geride kalmış.
İnsanlar, istemesi telkin edilen şeyleri ister olmuş.
İnsanın kumandası televizyonun elinde.
Ana okulu çağındaki çocuk psikolojisi hakim sahneye, “Hazza koş, elemden kaç” .

Duanın ipekten kanatlarını hangi rüyanın hayalleri süslüyor? İstemeye itici güç olan gayret, neyin heyecanı ile cümleleri şekillendiriyor? İnanç, iyi anlaşılmak ve hayata rengini katmak için, Azrail’in ayak seslerini beklemekten ne zaman kurtulacak? Ve hakikati görerek yaşamaya sevk edecek ve belki de can simidi olacak gayret, istemekle buluşmayı daha ne kadar bekleyecek?
Çocuklarımıza para kazandıran itibarlı bir meslek ve zengin bir eşten öte, hangi fiili dua ile zihinlerine hayatın anlamını kazıdık ve neyin gayreti kuşattı beklenti ile bize bakan minicik yürekleri? Biz devreden çekiliversek, hangi davranışımız konuşmaya ve önlerine yön ve yol işareti koymaya devam eder? Bizi tanımlayacak olsalar ne derlerdi, nasıl anlatırlardı? Gözleri, en derine kodlanan nelerin giriş kapısı olmuştu ve gönlünde neler misafirdi kalıcı olmak niyetiyle bağdaş kurmuş oturan?
Sahi bizim dinimizde, kimi hazları erteleme, kimilerini de iptal, başka din kardeşlerini de düşünmek vb gibi, insanın organik kalıbının içini insan olabilme iksiriyle dolduran değer ve anlamlar vardı. Her secdede yerçekimine inat beyni zenginleştiren kan dolaşımı, negatif enerjiyi boşaltıp pozitifi yüklerken, el ve bel bağladığımız Rab’bimizle gönül ve akıl bağımız güçleniyordu. Manzara daha bir netleşiyor ve farkındalıklar su yüzüne çıkmaya başlıyordu. Arayanların bulduğu öncelikler, insanı sıradan ve ilkel hazlar düzeyinde yaşamaktan vinçle çıkarıp alıyor ve istemeyi istetiyordu insana ve gayret ekliyordu hayatına gün ışığı niyetine. Yüce bir idealle, özgül ağırlığı yüksek insan profiliyle, hayatı nitelikli kılan saygınlığı, ideal bir çerçevedeki şahesere dönüştürebiliyordu. Yaradan’ına teslim olma ve verilene razı olabilme makamı, daha iyisi için gayret etmeyi engellemezken, gözlerimizin kilitlendiği yan ve yönler, bizi bazı zamanlarda yaptığımız ibadetlerle rahatlatıp ve dini de bu günlere hapsetme ritüel’ini getirdi. Ve bu günlerin canhıraş sesleri ayyuka yükseldi. Camiler, daha çok kabire yaklaştığını fark edenlerin seyrek ayak sesleriyle şenlenir oldu. Cuma ve bayram namazlarındaki ibadetin coşkusu ise, çoğunun cami kapısından çıkana kadar kuşatıyor gönüllerini.
İstediklerimiz istememiz gerekenlerle yer değiştirmişse, bu sistemde bir arıza var demektir hanımefendi ve beyefendiler! Yaşadıklarımızla yaşamamız gerekenler yer değiştirmişse bu gidiş iyiye değil demektir. Namaz kılanlar, elini, dilini, gözünü ve özünü düzeltme konusunda yana yakıla yardım dilemiyorsa, karşısında kendilerine göz kırpan haram fırsatlardan ateşten kaçar gibi kaçılmıyorsa, insanlar dışarıda herkesin hayran kaldığı bir melek, içeride zehir zemberek ise, zihinler sadece konuşulanları taşıyor olmanın, hayat ise bunları yaşayamıyor olmanın cenderesinden kurtulmayı bekliyorsa, bu sistem raydan çıkmış ve nereye gittiği belli olmayan bir istikamete dolu dizgin ilerliyor demektir.
Bir insan, eşini ve çocuklarını adam yerine koymayı, kendi adamlığının bir gereği ve olmazsa olmazı bilmiyorsa, masa başında konuşurken hâzâ Müslüman kesilip, hayatının içine bir bakılsa büyüteçle aranırsa ancak bulunabilecek izler taşıyorsa, inandığını söylediği halde, örnek alınacak peygamber davranışlarını, siyerin satırları arasına ve sohbet konularına hapsetmişse ve podyumda, kaçmamız gerekenler salınıyorsa boy boy ve biz gafletin gözlerimizin arkasına yerleştirdiği serapla avunmaya alışmışsak, burada birden fazla kaybettiren dinamiğin hızla işlediğinin korkunç gerçeğinin farkında mıyız?
Lisedeki kızlara prezervatif dağıtılıyorsa, uyuşturucu ilköğretim kapılarına kadar inmişse, bu akıl ve sorumluluk taşıdığını söyleyen bizlerin akıl gözlerimize mil mi çekildi? Televizyonda dizi izlemekten, internette onun bunun kızı kadını yada erkeği ile çetleşmekten, eşinin yada çocuklarının sevgi ve ilgi ihtiyacını gideremediği için evden soğutup sokağa yönelttiğinin farkında olmayacak kadar beyni uyuşmuş anne babalar varsa, bu toplum çöküyor demektir.


Ne oluyor bize? Hesap endişesi ve cennet ümidi, sökülüp alındı mı gönüllerden? Ve halâ evlerimizi en büyük korunma, sığınma, gelişme ve denge merkezi ve kurtuluşumuzun tek adresi olarak görmüyorsak, bu durumun bizi tükettiğinin farkında olmamız için ve geri dönüşü fiilen ve kavlen istemek için daha ne kadar düşmemiz lâzım ve başkalarına bakmaktan başımızı kaldırıp da ne zaman kendimize ayna olacağız?

Ellerimiz ne zaman sebebe yönelik bir talep için açılacak Yaradan’ımıza?
Rab’bimiz “İsteyin vereyim” diyor, verilenler buysa, istenenler nedir sizce? Marka giyinecek, iyi arabalara binilip gezilecek, iyi yaşatacak parayı isterken, “Helâlinden” demezsek, her şeyden önce hayâ, duyarlılık, dürüstlük, ahlâklılık, iman ve amel gücü ile bilinç istememişsek, o zaman bizler ne için açıyoruz ellerimizi? Gayretimiz ancak rahatımız ve kısa vadeli çıkarlarımız için olursa ve bunların arasında insan merkezde olmalı iken detaya inmişse, evet efendim evet, bu sistemde bir arıza var bence, ya sizce?
Saliha Erdim
Yeni Dünya

(değerli Saliha hocama aynı katiliyorum.düşüncelerini anlatmiş sanki..Allah ondan razi olsun)

Hiç yorum yok: