islami yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islami yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

hakikatı kurana eğilmiş baş

?ui=2&view=att&th=12591947fcb44964&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12591947fcb44964&zw
Din yolunda ve dine hizmet için azamî fedakârlık gös­termek sadakatin şartlarındandır. Yani lüzumunda din için mal, aile ve ha­yat gibi meşru haklardan vazgeçip feda et­mektir. Aynı za­manda dava arkadaşları arasında şahsî hu­kukta anlaş­mazlık çı­karsa, hizmetin selâmeti için kendi hakkından vazgeçmek, keza din yo­lunda mahrumiyet ve maddî im­kânsızlıklara veya din düş­manları­nın zu­lümlerine ma­ruz kalınmasına rağmen sabr u sebat etmek, büyük bir fedakârlık­tır. İşte Nurculukta bu mânâda azamî feda­kâr­lık bir esastır. -

Evet, kardeşlerim, bu zamanda öyle dehşetli ce­reyanlar ve hayat ve cihanı sarsacak hadiseler içinde had­siz bir metanet ve iti­dal-i dem ve nihayetsiz bir fe­dakârlık taşımak gerektir.» (Kastamonu Lâhikası sh: 197) -
Nur şakirdlerinden çokları hem malını, hem isti­ra­ha­tini, hem dünya zevklerini, hem lüzum olsa hayatını Nurun hizmetinde feda ediyorlar.
Sen, ey nefsim neden feda­kârlıkta en geri kalmak ister­sin? (Emirdağ Lâhikası-l sh: 200) -
Hakikî ihlâslı Nurcular, menfaat-i mad­diyeye ehemmiyet vermedikleri gibi, bir kısmı, âzamî iktisat ve kana­atle ve fakirü’l-hal olmalarıyla be­raber, sabır ve in­sanlardan is­tiğna ile ve hizmet-i Kur’âniyede hakikî bir ihlâs ve fedakâr­lıkla ve çok kesretli ve şiddetli ehl-i dalâ­lete karşı mağlûp olma­mak için ve muhtaçları hakikate ve ihlâsa dâvet etmekte bir şüphe bırakma­mak için ve rızâ-yı İlâhîden başka o hiz­met-i kudsiyeyi hiçbirşeye âlet etme­mek için, bir cihette hayat-ı içtimaiye fay­dalarından çeki­niyorlar.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 170) -
Üstadın hayatı, küllî hizmeti noktasından top­luca iki bü­yük safha arz etmektedir… İ
kincisi: Van’da inzivada iken garba nefyedilip Isparta’nın Barla nahiyesinde ikamete memur edildiği za­mandan başlar ki, Risale-i Nur’un zuhuru ve intişa­rı­dır.
 Âzamî ihlâs, âzamî feda­kârlık, âzamî sadakat, metanet ve dikkat ve iktisat içinde Risale-i Nur’la giriş­tiği hizmet-i imaniye ve mânevî cihad-ı di­niyedir. (T. H. s: 27) -
Bu dehşetli dinsizlik komiteleri öyle dehşetli hü­cumları ve desiseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için âzamî fe­dakârlık yapmak ve harekât-ı dîniyesini rızâ-i İlâhîden başka hiç bir şeye âlet yapma­mak lâzım geli­yordu.» (Hanımlar Rehberi sh: 26) - «
Din derslerini kaldırıp Ezan-ı Muhammedîyi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, âzamî feda­kârlık ve âzamî sebat ve metanet ve herşeyden is­tiğna etmek lüzumu karşısında ben bir sünnet-i se­niyye olan evlenmek âdetini terk ettim ki, tâ çok ha­ram­lara girmeyeyim. Ve çok vacipleri ve farzları yapa­bileyim. (Hanımlar Rehberi sh: 27) -
Çok bîçarelerin saadet-i bâkıyeleri için ve da­lâ­lete düş­memeleri ve îmânlarını takviye edip kurtar­ma­ları için ve hakikat-ı Kur’âniye ve îmâniyeye tam hiz­met et­mek ve hariçten gelen, da­hilde çıkan dinsizlere karşı da­yanmak için, zail ve fânî dünyasını terk etmek, elbette sünnet-i seniyeye muhalefet değil belki haki­kat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddîk-ı Ekber’in: “Cehennemde vücu­dum büyüsün, tâ ehl-i îmâna yer bu­lunmasın” diye feda­kârlıkta âzamî sadakatın bir zerresini kazanmak fikriyle, bîçare Said bü­tün ömründe tecerrüdü, istiğnayı ihtiyar et­miş. (Hanımlar Rehberi sh: 29) -
Bediüzzaman, Kur’ân, imân, İslâmiyet hizmeti için, dünyevî rahatlıklarını fedâ etmiş dünyevî, şahsî servet­ler edinmemiş, zühd ve takvâ ve ri­yâzet, iktisad ve kanaatla ömür geçirerek dünya ile alâ­kasını kesmiştir.(Sözler sh: 757) -
Amansız din düşmanlarının plânlarıyla mah­ke­melere sürüklenen Risale-i Nur talebelerinin müda­fa­aları ve bu talebele­rin İslâmiyete hizmetleri esna­sında, gizli İslâmiyet düşmanı, in­safsız, cebbar zâlimle­rin en­trikala­riyle maruz kaldıkları işkence­lerden yıl­mamak, şahıslarını düşünmeden, yani, şahsî re­fah­larını İslâmın refah ve sa­adeti için fedâ ede­rek, sıddıkı­yetle se­bat etmeleri ve eşedd-i zulme mukavemet etmeleri, âşikâr bir delil teşkil etmekte­dir.(Sözler sh: 766)
“Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun. Dünyayı başı­mıza ateş yapsanız, haki­kat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındı­kaya teslim-i si­lâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşa­al­lah!”» (Lem’alar sh: 262) - «Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bu­lunsa, hergün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçe­mem.» (Şualar sh: 351)

"D.Ali Erzincanlı"Korsancılara Hakkını Helal Etti"


Bünyamin Köseli'nin ropörtajı

Dursun Ali Erzincanlı'yı ilk kez En Sevgiliye serisinin birinci
albümünde okuduğu 'Faran Dağlarında Açan Sevgili' şiiriyle tanıdık.

Şiirsel bir dille Peygamberimizin (s.a.s) ve sahabelerin hayatlarını
anlattı, hâlâ anlatmaya devam ediyor. 'Sen Yoktun' ve '40 Yaşındasın'
adlı eserleri
pek çok kişinin hafızasında taptaze duruyor. Erzincanlı, üç yıl aradan
sonra En Sevgiliye serisinin 8. albümünü çıkardı. 'Adın Geçer' adlı
albüm, Hz. Muhammed'e
atfedilen Adın Geçer şiiriyle başlıyor, sonra sahabe Ümmü Zer'in evine
konuk ediyor sizi. Diğer şiirleri dinlerken Hendek Savaşı'nın zorlu
atmosferini
hissediyorsunuz ya da Hicret yollarına düşüyorsunuz.

Dursun Ali Erzincanlı, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin vaazları
sayesinde Hz. Muhammed'i (s.a.v) daha yakından tanıma fırsatı
yakaladığını söylüyor. "Peygamber
Efendimiz sadece tarihsel bir şahsiyetti benim gözümde. Peygamberdi
ama 14 asır önce yaşamış ve öbür aleme göç etmişti. Fakat Gülen'in
sohbet CD'leri beni
o eşsiz insanların yaşadığı zaman dilimine götürdü." diyor.

İnsanlar sizi Hz. Muhammed'i ve sahabeleri anlatan şiirlerinizle
tanıyor. Bunun ötesinde kimdir Dursun Ali Erzincanlı?

İmam hatip lisesinde okurken arkadaşlarım ve hocalarım sesimi çok
beğeniyordu. Hocalarımız herkese 'ilahiyat okuyun' tavsiyesinde
bulunuyordu. Bana ise
"Seni radyo ya da televizyonda görmek istiyoruz." derdi. Bu benim için
bir hedef oldu. İstanbul Üniversitesi Arşivcilik bölümünü bitirdikten
sonra yönetmen
Mesut Uçakan ile çalışmaya başladım. Kelebekler Sonsuza Uçar filminin
sanat grubunda yer aldım, Ölümsüz Karanfiller filminde rol aldım.

Sinema oyunculuğu ile niçin devam etmeyi düşünmediniz yolunuza?

Sinema dünyasında yılın on iki ayı çalışma şansınız yok. Birkaç ay
çalışıp beş altı ay boş gezmek benim hayat tarzıma uymadı. Bu yüzden
radyo programları
yapmaya karar verdim. Hocalarımın tavsiyesi de hep aklımın bir
köşesindeydi. Onların da gönlü olsun istedim.

Şiir yazmaya ve okumaya nasıl başladınız?

Radyo programlarında Peygamber Efendimizle ilgili şiirler okuyordum. O
şiirleri yazanları hep kıskanıyordum. Saadet asrıyla ilgili şiirler
yazmaya başladım
ama hiçbirini beğenmiyordum. Umreye gidip orada şiir yazmayı
planladım. İçimde bir hasret, bir duygusallık oluşmadığı için bunlar
da sonuç vermedi. Daha
sonra 'Faran Dağlarında Açan Sevgili' şiirini yazmak nasip oldu.

En Sevgiliye serisini, ne zamana kadar çıkarmayı düşünüyorsunuz?

Her konserde "Yeni albüm yolda mı?" diye soruyorlar. Ama ben böyle
düşünmüyorum. 'En Sevgiliye'nin bir seri olduğunu ve muhtevanın
Peygamber Efendimizi
konu aldığını düşünüyorum. Hedefim, Efendimizin her yılına bir albüm
yapıp 63 yılını tamamlamak.

Hz. Muhammed'in hayatını şiirle anlatma fikri nasıl ortaya çıktı?

Efendimizi ve onun ashabını anlamanın, onları tanımanın zevkini
Fethullah Gülen'in vaazlarında tattım. Sohbetlerle birlikte
Efendimizle aramdaki 14 asır
birden yok oldu. Benim gözümde Peygamber Efendimiz sadece tarihsel bir
şahsiyetti, Peygamberdi ama 14 asır önce yaşamış ve bu alemden göç
etmişti. Fakat
sohbetler aramızdaki mesafeyi kaldırdı.

Şiirleri nasıl bir ruh haliyle yazıyorsunuz?

Sağlam kaynaklardan beslenmeye çalışıyorum. O dönemi anlatan olaylarla
yatıp kalkıyorum. Hendek Savaşı'nı şiirimin bir yerinde anlatacaksam
konuyu derinlemesine
öğrenmeye çalışıyorum. Yeterli bilgiye sahip olduğum kanısına varırsam
bu sefer kurgulamaya başlıyorum. İşte asıl zorluk ve sancı burada
başlıyor. Beğenmediğinizde
geceleriniz uykusuz geçiyor.

Hz. Muhammed'i anlatan şiirler dışında aşk, yalnızlık ya da gurbet
şiirleri okumayı düşündünüz mü hiç?

İsmimin öteki dünyada 'Peygamber şairi' olarak anılmasını istiyorum. O
yüzden bu atmosferin dışına çıkamam. Ben Peygamber Efendimiz döneminde
yaşayan şair
ruhlu insanları örnek alıyorum. Hassan Bin Sabit, Abdullah Bin Revâha
ya da Hz. Ali gibi isimler vardı etrafında. Başka türlü şiirler
okursam bu listenin
dışına çıkmış olurum.

Albümlerinizin de korsanları çıkıyor mu? Yoksa dinleyicileriniz
korsana karşı duyarlı mı?

Albümlerim korsanı var ama çok değil. Bazen korsan albümlerimi
imzaladığım da oluyor. İnternete bir bakıyorsunuz bütün parçalarınız
mevcut. İnsanlar birbirine
'Allah razı olsun' diyerek albümleri paylaşıyor. Bugün biz bir albümü
çıkaracak kadar ekonomik güce sahibiz. O yüzden şahsım adına korsan
albümümü alanlara
bütün hakkımı helal ediyorum. Gelecek yıl En Sevgiliye 9'u
çıkardığımda üç bin tane hediyelik promosyon bastıracağım. Daha sonra
albümümü ücretsiz olarak
internet siteme koymayı düşünüyorum.

Ramazan konserlerinden öyle uçuk paralar alınmıyor

 Albümleriniz Ramazan ayında çıktığı için bu ayın bir sektör haline
getirildiğini düşünenler var. Sizin için de "Belediyelerin düzenlediği
konserlerden
çok paralar alıyor." diyorlar. Bunların ne kadarı gerçek?

Bizim yaptığımız müzik Ramazan ayında insanlar üzerinde etki
uyandırıyor. Albümümün insanlığa hizmet etmesini istiyorsam en müsait
anı seçmeliyim. Konser
fiyatlarına gelince; her sanatçının bir ücret politikası var. Bunun en
düşüğü 3 bin, 3 bin 500 TL'den başlıyor. Üst seviyesini herkes kendisi
belirliyor.
Bu noktayı eleştirenler niçin popüler sanatçıların konser başına 100
bin TL aldıklarını konuşmuyor?

Bazı Kürtçe paylaşım sitelerinde albümlerinizden övgüyle söz ediliyor.
Peygamberimizi anlatan bir Kürtçe albüm çalışması düşünür müsünüz?

İngilizce ve Arapça için böyle bir düşüncemiz vardı fakat ben başka
bir dilde şiir okuyamıyorum. Şiirlerin azametini yansıtamam diye
korkuyorum. Dile vâkıf
olmadığınız zaman duygu yoğunluğunu dinleyicilere aktaramıyorsunuz.
Ama şiirlerimi alıp Kürtçeye çevirebilirler, çok memnun olurum bundan.
Kürt bir sanatçı
bunu yapabilir. Benden şiirlerimi isterse hiç düşünmeden veririm. Daha
önce Boşnakçaya ve Çinceye çevrildi ve oralardan güzel geri dönüşler
aldık.


AYETEL KÜRSÜ'NÜN FAZİLETİ

Konu:Kuran-ı Kerimin Efendisi (Kur’an-ı Kerim’in Seyyidi ve en büyüğüdür). Tevhid ilmiyle alakalı en büyük Ayet-i Kerimedir, geceleyin inmiş olan bu Ayet-i Kerimeyi, Efendimiz (SAV), Zeydi (RA) çağırarak yazdırmıştır.



Ayet-el Kürsü indiğinde, dünyadaki bütün putlar ve krallar yere düşmüş ve başlarındaki taçları yuvarlanmıştır.


Şeytanlar birbirleriyle çarpışarak kaçıp, iblis’in yanına toplanmışlar ve ona bu karışıklığı haber vermişlerdir.


Peygamber Efendimiz’in(SAV) Ayet-el Kürsi’de bulunan “Ya Hayyu - Ya Kayyumu”, “Hayy ve Kayyum olan ALLAH'ım Senin Rahmetinle yardım istiyorum buyurarak (üzüntü ve keder anında) ettiği duadır. İsm-i Azam olduğu da rivayet edilmekle beraber, Ariflerin Sultanı Beyazıd-i Bistami (RA) “Bu ismin belli bir tarifi yoktur.


Sen kalbini herşeyden boşaltıp, onu ALLAH’ın( C.C). Vahdaniyyetine teslim ederek istediğin Isimle zikret” buyurmaktadır.


Ayet-el Kürsi’de bulunan Esma-i İlahiye hiçbir Ayet-i Kerimede yoktur. Çünkü bu Ayet-i Kerime’de, bazısı açık, bazısı gizli olmak üzere onyedi yerde ALLAH 'u Teala nın İsmi geçmektedir


Yatmadan okuyana ALLAH 'u Teala tarafından bir koruma verilir, sabaha kadar hiçbir şeytan yaklaşamaz
RasuIlullah (SAV) Kur’an- Kerim'in hangi suresi(derece bakımından) daha büyüktür? diye soran sahabe’ye(RA), “İhlas Süresi’ buyurdu. sahabe(RA) “Kur’an-ı Kerimde hangi ayet(fazilet bakimindan) daha üstündür.’ diye sorunca, Peygamber Efendimiz(SAV) “Ayet-el Kürsi’dir” buyurdu. (Darimi)



Ayet-el Kürsi’yi okuyan kimse yedi kalenin içine girmiş gibi muhafaza edilir. Ayet-el Kürsi, Kur’an-ı Kerimin dörtte biridir.


Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim, her farz namazın arkasından Ayet-el Kürsi’yi okursa, cennete girmekten onu ancak ölüm men eder.Her kim onu yatacağı zaman okursa, ALLAH’u Teala ona kendi evi, komşusunun evi ve etraftaki evler hakkında güvence verir.” (Beyh).


Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Bakara Süresinde bir Ayet vardır ki Kur’an Ayetlerinin Efendisidir, Şeytan olan herhangi bir evde okunursa (şeytan) o evden çıkar. O Ayet Ayet-el Kürsi’dir.” (Beyh)


Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim farz namazın arkasında Ayet-el Kürsi’yi okursa, diğer namaza kadar ALLAH’ın C.C. zimmetinde olur.” (Heysemi)


Efendimiz(SAV) buyurdu ki; “Her kim Ayet-el Kürsi’yi ve Bakara Süresinin sonunu sıkıntılı(kederli) anında okursa ALLAH C.C. ona yardım eder” (Suyuti, Dürrül Mensür)


Efendimiz(SAV) buyurdu ki; 0 herhangi bir yemek veya katık üzerine okunursa mutlaka ALLAH C.C. o yemek ve katığin bereketini çoğaltır.” (Suyuti)


Efendimiz(SAV) Süre-i Bakaranın sonunu(Amener Rasülü) ve Ayet-el Kürsi’yi okuduğu zaman gülerdi ve “Onlar Arş’ın altındaki, Rahman’ın hazinesindendir.” buyururdu. (Suyuti)


Seleme İbni Kays(RA) “ALLAH’u Teala ne Tevratta, ne İncil’de, nede Zebur’da Ayet’el Kürsi’den daha büyük bir Ayet indirmedi demiştir.” (Suyuti)


Ayet-el Kürsi, cinlere karşı kendisinden yardım alınacak duaların en büyüğüdür. Ayet-el Kürsi’nin insandan şeytanları kovmakta çok tesirli olduğunu söylemişler, ayrıca saralı kişiye, şeytanın kendisine yardım ettiği sahir(büyücü), kahin, falcı, nefis ve şehvet ehli, zulüm ve gazab erbabı üzerine sadakatle okunulduğunda onların şeytanlarını etkisiz hale getirmekte de büyük gücü olduğunu denemişlerdir. Ancak sadakatle okunması şartı koşulmuştur.


Herhangi bir muradın hasıl olması için Ayet-el Kürsü 313 kere okunduğunda, dünya ve ahiret hakkındaki o istek ALLAHın C.C, izniyle hasıl olur(ne bir eksik ve ne bir fazla okunmamalıdır bu sayıların adedi çok önemlidir).


Cin musallat olan çocuğa 18 kere Ayet-el Kürsi okunursa BİİZNİLLAH şifa bulur.Yemeğe okunursa yemek bereketlenir.


Devamlı okunursa unutkanlığı giderdiğini Hz Ali (K.V.) buyurmuştur.


Evden çıkarken okuyan her işinde muvaffak olur ve hayırlı işleri başarır. Evine gelince okursan iki Ayet-el Kürsü arasındaki işlerin hayırlı olur ve fakirliğin önlenir.Bir kimse evinden çıkarken Ayet-el Kürsüyi okursa, Hakk Teala yetmiş meleğe emreder, o kimse evine gelinceye kadar ona dua ile istiğfar ederler.


(bilmeyenler için ) Bakara suresinin 255. ayetidir:


Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. 0 daima diridir (Hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (Kayyum)dir, O’nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdır 0, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir Onlar ise, 0 nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O’na bir ağırlık vermez. 0 çok yücedir, çok büyüktür.(Elmalılı Hamdi Yazır Meali)

Dostuma yakışayım” diye susuyorum!

Dostuma yakışayım” diye susuyorum!



sırtımı sıvazlıyor,


-sırtıma yükle(n)diğim tüm yüklerim-


ağırlığına rağmen seviyorum sırtımdakileri,


seviyorum sorumluluklarımı,


seviyorum içime gelen soruları,


cevaplarını yüklüyorum arkamdaki heybeye,ve yürüyorum,


heybemdekiler, güç oluyor takatsiz ayaklarıma,


heybemdekiler hatrına güç veriliyor adımlarıma, yürüyorum,


ardımda bıraktıklarım mahsûn olsa da,


ben mahsûn kalsam da arkalarda


yanımdakiler mesud,


ben o’nun yanında mesûd…..


dostum ,


sırtımdakilerle kıymetliyim bir’in katında, inanıyorum…


şimdilerde semayı, yaslandığım bir omuz biliyorum; içimi çeke çeke hüznü yudumlasam da, içime inşirahı çekiyorum; içime çektiğim havadan inşirahı süzüyorum…


kayboluyorum sokağımda; ama alışıyorum…


dostum…


”eslem” olmak yakışmadı bana hiç bu kadar; nokta’m hiç bu kadar mana kazanmamıştı; hiç bir cümlemin son buluşu beni bu kadar yıkmamıştı; ama hiç bir cümlem de bu kadar çabuk nokta’sıyla vuslatı yaşamamıştı…


ân şahit dostum, gezdiğim mekanlar şahit, niyaza durduğum vakit simam şahit, yağmur şahit, kalem şahit, kelam şahit; talimdi benimkisi…bir talebe acemiliğinde yaşanan, kelimeleri hikmetle seçilememiş bir talep sonrasında yaşanan bir talim ..yürek ilminin kıyısında gezinebilmenin bedeli belki de…bilmiyorum dostum, bilemiyorum; sadece soru sormamam gerekiyor, bunu biliyorum…


bu yolda soru sormak edepsizlik imiş; bunu öğrenebildim…bunu soludum; bununla nefes aldım; soru sormadan “eslem olarak halimi o’na anlatmakla….”


dostum,


sokağıma o kadar çok yağmur dokunuyor ki şimdilerde; ama rahmet olamıyor sanırım sineme…ben hala özlüyorum…


ben hala “can” diyorum..korkularım var dostum, korkuyorum göklerin gürlemesinden; sokağımın lambaları kırılmış – karanlık olmuş havası-, pervaneleri aşk’ı öle öle anlatıp gitmişler artık; bir çakan şimşeğim var semada; yani korkum ve ümidim var…


semamda çakan şimşekler ve duamı o’na ulaştıracak olan, rahmeti indiren melekler…dostum, ne demeli şimdi…susmalı mı…söz dokunur mu, yâr dediğime..


dostum, bana bir şeyler söyle artık sükûtunla; bana bir’den bahset… yaslandığım bir omuz biliyorum seni, ayağımı yaslayıp hasbihâl ettiğim kaldırımlar gibi…


dostum, simama tebessüm yakışır imiş; dilime hamdin yakıştığı kadar; lâl olup içten içe niyaza durmak yakışırmış; bana hayret yakışırmış, hasretimi yoğuran her hal o’nun yedinden imiş…


dostum, ben susuyorm artık…


Sen iç-inle konuş; iç-ime haber yolla, niyazınla…


Selam ve Dua ile…

hayırlı cumalar..





Allahım!


Alemlere Rab olan Sensin.


Görüyorsun her şeyi, Sen öğrettin bana görmeyi .


Duyuyorsun her sesi, Sen öğrettin bana duymayı .


Biliyorsun her ne varsa, Sen öğrettin bana bilmeyi .


Ben "hiçbir şeydim, Sen varettin, bir "şey" oldum.


Varlığı Sen'le bildim, yokluğu Sen'le öğrendim.


Sen ki, bana sayısız nimetler bahşettin.


İsimlerle donattın içimi ve dışımı, hem var hem yâr ettin.


Sen ki, beni dünya evine buyur ettin, ağırladın, ikram ettin


Hamd de şükür de yalnız Sana'dır.


Sen ki, bana


"Konuşmak' için 'Dil',


'Sevmek' için 'Kalp'


'Düşünmek' için 'Akıl' verdin.


Sen ki, bana


'Görmek' için 'Göz',


'Duymak' için 'Kulak',


'Dokunmak' için 'El' verdin.


O kadar fakirim ki zenginliğin karşısında, kabul eyle acziyetimi.


O kadar zayıfım ki gücün karşısında, geri çevirme abdiyetimi.


O kadar kulum ki, öyle bir Rab'sın Sen.


Kelimeleri ihsan eyledin bana.


En güzel kelimeler Senin'dir, en güzel kelimelerim Senin içindir.


Beni bağışla, hatalarım, kusurlarım, günahlarım için.


Bilirim ki Senin merhametin,


Cömert topraktan daha çoktur.


Bilirim ki, Senin rahmetin


Yağan yağmurdan daha fazladır.


Yine bilirim ki, Senin şefkatin


Annenin çocuğuna duyduğundan daha ötedir.


Kapına kul olarak geldim, şereftir bu benim için, karşındayım Ya Rab!.


Anahtarı almaya layık eyle beni.


Kapını açıp gark olayım sonsuz rahmetine, imdâd eyle.


Beni kendini bilenlerden eyle, kendinden habersiz eyleme beni.


Beni güzel bir vesile kıl şu yalan dünyada, düşürme şer yollara.


Beni İman'a ehil, İslam'a delil, Hakikate râm, Saadete merâm eyle.


Yarattığın 'Su' ve 'Toprak' ve 'Hava' ve 'Ateş' hikmetine,


'Eşref-i Mahlukat' sırrına ulaştır beni Ya Rab! .


Elif'ten Yâ'ya, anlamayı ve anlaşılmayı nasip eyle


Amin…


Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,


ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayr ola,


Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,


Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola,


Şefaatı Nebi cümlemize nasib ola…


--

Özürsüz oruç yememeli

Sual: Devamlı şehirlerarasında şoförlük yapanın, oruç tutmaması günah olur mu?
CEVAP
İşi aksatacak zorluk yoksa Ramazan-ı şerifte oruç tutmak çok sevabdır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ramazanda mazeretsiz bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]
Şu halde, bir özür olmadan oruç yememeli. Dini bir özrü olanın, orucunu kazaya bırakması caiz olur. Yolculukta sıkıntı olur, iş aksar veya kazaya sebep olacak bir durum olursa, kazaya bırakmak caiz olur. Hadis-i şerifte, (Yolculukta [sıkıntı içinde] oruç tutmak, takva değildir) buyuruldu. (Buhari) [Burada takva, daha çok sevab kazanmak manasındadır.]

Seferi iken oruç
Sual: İmsak vaktinden sonra sefere çıktığımız için oruca niyet etmiş oluyoruz. Yani o gün seferde de olsak oruç tutmamız lazım. Ancak, mesela sabah 11’de ABD’ye gitmek üzere uçağa biniyoruz. Devamlı Batı’ya gittiğimiz için gün, New York’a giderken 7 saat, Los Angeles’ a giderken de 10 saat uzuyor. Bu durumda ne yapmak lazım?
CEVAP
Oruç tutabilirse sevab kazanır, açlık ve susuzluğa dayanamayıp bozarsa günah olmaz. Seferdeyken, orucu özürsüz bozana kefaret gerekmez.

Sual: Yolculukta oruç tutmamaya izin var diye oruca niyetlenmedim. Saat 11’de uçağa bineceğim için sabah kahvaltımı yapıp yola çıktım. Seferde oruç tutmamak caiz değil mi?
CEVAP
İmsak vaktinden önce sefere çıksaydınız, oruca niyet etmeyip sefere çıkınca yiyip içebilirdiniz. Hâlbuki kahvaltı yaptığınız zaman, mukimsiniz ve niyet etmiyorsunuz, yiyip içiyorsunuz, bu yüzden günah oluyor. Niyet edip oruçlu yola çıkacaktınız ve o gün o orucu bozmayacaktınız, yani o gün orucu tutmanız gerekirdi. Niyet etmeden yiyip içtiğiniz için sadece kaza gerekir.

Sual: Oruçluyken seyahat ediyoruz. Doğudan batıya gidince mesela Erzurum’dan İstanbul’a gelince, akşam bir saatten fazla geç oluyor. Tersine İstanbul’dan Erzurum’a gidince, bir saatten fazla erken oluyor. Orucu niyetlendiğimiz şehre göre mi, yoksa bulunduğumuz şehre göre mi açacağız?
CEVAP
Oruç açılan yerin zamanı esas alınır. Güneş batmadan oruç açılmaz. Saate göre hareket edilmez, güneşin batması esas alınır. Dünyanın hangi şehri olursa olsun, oruçta ve namazda, herkes vardığı şehrin vaktine göre hareket eder.