Vuslatına Talibim…

seni-seviyorum-sevgi-cicegim.jpg
Ayazlara aldanıp düşme karanlıklara.Ben, yüreğime baharları doldurup
Sevginde ” mutlulukları” tatmaya geliyorum.

Ellerindeki toprak kokusunu, Yüreğindeki ölümsüz sevda umudunu
Ömür boyu ” sende ” yaşamaya geliyorum.

Kaldır baharlarda kurumuş düşlerini,Üşüyen ellerini aç,İçine çek yüreğimin sıcaklığını.
Ben, avuçlarıma ” yıldızları ” doldurup Gözlerime ” gökkuşağını ” giydirip;Her gülüşünde sana yağmaya geliyorum.

Acılarında kanamış,
Umutlarını ser kurak toprağa.Ben, ömrümü sana adayıp;Acılarını ” yüreğimde” yakmaya geliyorum.
Düşlerimi avuçlarına sunup,Gülüşlerinde karanlıklarını boğup;Gökkuşağında gözlerinde doğmaya geliyorum.

Biraz daha dayan acılara,Bırak üzülme dökülen gözyaşlarına.
Bu sabah güneşle,Islak gözlerini kurutmaya geliyorum.
Karanlıklarına gözlerimin aydınlığını giydirip
ömrüne, ömrümü feda edip

Yüreğinde ” yaşamaya “geliyorum…
Vuslatına Talibim…
--

Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

ayrıntıları görüntüle 19 Ağu (6 gün önce)
canimefendim.png
Allah’in selami rahmeti magfireti inayeti Efendimiz (s.a.v)in aşki muhabbeti, gül kokusu üzerinizden eksik olmasin insaAllah

Ya Rab Resulunu anisimizdan haberdar et ona yüzlerce selat güllerce selam olsun…

Nur yüzlüm Gül kokulum canım Efendim Sensiz hayat ne zor, sensiz hayat ne çekilmez

Seni çok seviyoruz Efendim Seni bir ben değil bütün kainat seviyor Efendim

Gül yüzlü rüyalarım sensiz çok sessiz, günlerim sensiz çok sıkıcı

Özledik seni Nur Yüzlüm Özledik Seni gül kokulum Bugün Senin o güzel adın anılıyor

Biliyormusun Efendim ne zaman canlı bir gül görsem hep Sen gelirsin aklıma

Senin o gül kokulu terin gelir aklıma O güllere bakınca gözlerim nemlenir Akar toprağa gözyaşlarım

Korkuyorum gül kokulum, korkuyorum sana iyi bir ümmet olamamaktan korkuyorum

Efendim ne olur gel, gel rüyama gir Benimle konuş, benimle muhabbet et

Senin o güzel, o tatlı sesini ben de duyayım Senin o nur yüzünü bende göreyim

Efendim , Sen Muhammed’sin, sen Mustafa’ların en hası Mahmut’ların en kıymetlisisin

Sen en önemlisi bizim Peygamberimizsin Ne olur bize darılma Efendim

Seni seviyoruz Efendim Sana yazdığım duygularımı bu mektupta açıklamaya çalıştım
Kabul eder misin ya Rasulallah !

Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz

Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;
Allah bizi peygamberimizi unutanlardan eylemesin inşallahAmin
Allah kalplerimizi nuruyla doldursun Amin
Allah kalplerimizi peygamber sevgisiyle doldursun inşallahAmin

Gözlerimiz nurunla aydınlansın Ya Resulallah
Dillerimizi salatınla aç Ya Resulallah

Ya Resulallah öyle güzelsinki kimse anlatamaz
Rabbülalemin senden güzelini yaratmadı yaratmaz

Bütün alem senin nurunla yaratıdı
Senin güzelliğini sevgililerinden başkası anlayamaz

Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa

Kalplere düstursun ahlakın ile Salat-u selamlar sanadır Ya muhammed
Ya Muhammed (sav)nurun senden önce geldi Medine’ye
Ya rasulallah sen Medine’nin beklediği, Mekke’nin özlediğiydin…
Seni kalplerine mescid yapan Müslümanların kalbinde bekliyor ve özlüyoruz…

Kalplerimizi salavatlar içine sararak, senin şefaatine nail olacağımız günü bekliyoruz
Selam olsun ömrünce ümmetim ümmetim diye gözyaşı akıtan Rasüle;

اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد
ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYİDİNA
MUHAMMEDİN VE ALA ALİ
SEYYİDİNA MUHAMMED

Üç Kader Sorusu…


“Madem önceden biliyor ne yapacağımızı, o zaman ne yaparsak yapalım O’nun bildiğini yapıyoruz. Boş yere uğraşıp duruyoruz. Kaderin mahkûmuyuz.”

Hemen kalk yerinden bir takvim yaprağına bak. Orada senin de önceden bildiğin şeyler yazılı. Güneşin, meselâ üç ay sonra, oturduğun şehirde hangi dakikada doğacağını ve batacağını yazmış olmalılar. Artık sen de önceden biliyorsun. Acaba güneş, sen öyle bildiğin için mi o dakikada doğuyor? Yoksa güneş o dakikada doğacağı için mi sen öyle biliyorsun? Gördüğün gibi, bilmek olmayı belirlemez, olmak bilmeyi belirler. Bir iş olmuşsa/olacaksa, öyle bilinir. Bir iş nasıl bilinirse, öyle olmaz. Öyle bilindi diye öyle olmaz. Öyle bilinecek diye öyle de olmaz. Allah’ın da önceden bilmesi, ne edeceğimizi belirliyor değil. Bizi böyle ettiğimiz için, O önceden öyle biliyor. Yoksa, O’nun da sonradan bilmesini mi arzu ederdin. Zamanı yoktan var eden, sence zamana mahkûm mu olsun? O da mı “az sonra”ları beklesin?

***
“Hayır ve şerri Allah’tan biliyoruz. Üstelik, böyle iman etmemiz isteniyor. Şer Allah’tan ise ben var olan bir şerri tercih ettim diye, bir kötülüğü seçtim diye bana niye günah yazılıyor, niye hesap soruluyor?”

Sanıyorum, en son girdiğin test sınavını unuttun. Sınav kâğıdında, her sorunun altında bir doğru cevap, dört yanlış cevap yazılıydı. Yani, elinde tuttuğun kitapçıkta “yanlış”lar “doğru”ların dört katı fazlaydı. Hiç sınav kitapçığını/kâğıdını hazırlayanlara, “Niye bu kadar yanlış yazdınız?”diye itiraz etmek aklına geldi mi? Onların “yanlış”ları yazmaları sence “yanlış” mıydı? Elbette ki hayır! Onların yanlışları yazmaları senin doğruyu seçme yeteneğini görmeleri içindi. Onların yanlış yazmaları yanlış değil, senin yanlışı seçmen yanlıştır. Bunun gibi, dünyada doğrular da var, yanlışlar da… Yanlış olanın önünde seçenek olarak durması yanlış değil. Senin onu seçenek olarak seçmen yanlış! Bu kuralı büyüklerimiz, “halk-ı şer, şer değil, kesb-i şer şerdir!” diye yazmışlar. Anlayacağın: Allah’ın kötülüğü var etmiş olması kötülük değil, senin kötülüğü seçmen kötülüktür.

***

“Kader belirlenmiş, bize yapacak bir şey kalmamış.. Madem ki, Allah cennetlik mi cehennemlik mi olacağımızı baştan biliyor. Bizi niye yoruyor, en başından koysaydı ya cennetine ya da cehennemine?”

Dünyada ne edeceğimizi biliyor Allah: Doğru. Önceden biliyor: Bu da doğru. Peki ya O’nun önceden bildikleri sonradan olmazsa, O neyi bilmiş olacak! Sonradan olacaklar olacak ki, önceden bilmesi doğru olsun… Farz edelim ki, “biliyorum nasılsa” diye hiçbirimizi dünyaya göndermeden cennete/cehenneme koyuverseydi. Dünya hiç olmasaydı. Hayat hiç kimse tarafından yaşanmasaydı. O zaman O’nun da bildiği şimdiki yaşadıklarımız değil, “biliyorum nasılsa” diye başından cennete/cehenneme koyulduğumuz olacaktı. Sonradan bilmek için bir şeylerin önceden olması gerektiği gibi, önceden bilmek içinde bir şeylerin sonradan olması gerekir. Şimdi olan bitenin hepsi O’nun önceden bildikleri ama bizim olduktan sonra bildiklerimizdir. “Ben kaderin mahkûmuyum” derken, acaba, O çok önceden öyle biliyordu diye O’nun bildiğine göre mi davranıyorsun? Bunu yapabilmen için, O’nun önceden bildiğini O’ndan önce bilmek gibi bir yeteneğin olmalı. Bir eylemi yaparken, önceden yazılmış bir şey okuyarak yapmadığına göre, senin eylemlerini kaderin belirliyor değil, sen kaderinde ne yazıldığını/yazılacağını belirliyorsun. Ne yapıyorsan, o yazılıyor kaderine. Şimdi yaptığını sonradan öğreniyorsun. İşte kaderin de o sonradan bildiğine göre yazılıyor. Sonradan bildiğine göre önceden davranabiliyor olsaydın, örneğin bir sınavı hemencecik kazanabilirdin, diplomanı fakülteye girer girmez de alırdın! Çok kolay: “Kaderimde diploma alacağım yazılmış, öyleyse yan gelip yatsam da, diplomamı alacağım” deyip de yan gelip yattığında, sadece yan gelip yatmış olursun. Böylece kaderinin de “yan gelip yattığı için diplomayı alamadı” şeklinde yazıldığını çok sonra fark edersin!

Senai Demirci
--

YANGINI ALEVLE YAZDIM


152.jpg
Her yalnız kalışımda
Gözpınarlarımdan dökülüyorsun
Yüreğimdeki alevlere damla damla…

Bu bir yangının hikayesi…

Alevlerin, değdiği yeri viraneye değil, gülbahçesine çevirdiği bir yangın hikayesi…

Yer : Gâlu Belâ
Başlangıç Tarihi : Ezel
Bitiş Tarihi : ……
Başlangıç Sebebi : Bir çift söz…

Ya da bakışları anlık kesişen, iki yalnız göz…Belki bir saatlik tefekkür…Belki de tefekkürle geçen bir ömür…

Asırlar boyu çözülemeyen bir muamma…Evet, belki çözenler var amma…Çözenleri anlayanlar bir- iki…Leyla ile Mecnun’u , Aslı ile Kerem’i ve dahi Hallac-ı Mansur’u kaç talihli anladı ki…

“Kün!.” “Ol” der ve olur…

Bu yalnız ve yalnız Allah’a ( c.c.) mahsustur.Eşref-i mahluk hep damla ile başlar bu yangına…

Öyle bir yangın ki, damlalar çoğaldıkça sönmez, alevlenir…Bazen damlaya damlaya göl olur, bazen de birdenbire çağıldayıverir…İstidat…Allah vergisi..

O (c.c.) , vermek istemeseydi, istemeyi vermezdi…

Kimileri öyle bir yanar ki, bir anda gönlü gül- gülistan olur…Kimileri ise bir türlü alevlenemez ve kendi dumanında boğulur…Dedim ya istidat meselesi…

Ve bu da YANMAYI İSTEYENLERE Allah’ın hediyesi…

Bu bir yangının hikayesi…Her İNSAN OLANIN gönlünde,alevlenmeye hazır bekleyen bir kıvılcımın,maya tutmaya hazır gerçek bir sevdanın hikayesi…Bilmem ki anlatmaya gücüm yetecek mi!…Yoksa ilk cümlede, söylemeye can attığım tüm kelimelerim, birdenbire bitecek mi?

Yak yüreğimi ey Yâr!…
Öyle bir yak ki
Cehennem alevlerimden ürksün!…

Ya Rab!… Kalemime ve kelamıma güç ver Sen bir mücrime bile Gerçekleri söylettirecek kadar büyüksün!…

” BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM “

Aşk gözlerimden aktı ruhuma…Ruhların yaratıldığı o an, ilk seni gördü gözlerim…İşte bu yüzden sana olan delice özlemim…İşte bu yüzden her daim “Vuslata Hasret” çeker bu garip yüreğim…

Ben o anda sana söz verdim Ey Yâr!..O anda düştü bedenime sönmeyen har!..Sensiz geçen her an ömrüme zarar…Beni bensiz bırak da , sensiz bırakma Ey Yâr!…

Aşk adına ne dökülürse dilimden, senin içindir her çıkan kalemimden ! Senin için severim senden gayrısını…Eğer senden uzak geçirdiysem ömrümün yarısını, iflah eyle Ey Yâr içimdeki nefs sağrısını…

Aşk ruhuma gözlerimden aktı…İşte bu yüzden gözlerim herşeye aşk dolu baktı…

Aşkla sevdiğim çok şey, beni bir gün bıraktı…Dönüp sana baktım, vuslat çok ıraktı…Hasretin her daim yüreğimi yaktı…Anladım!…Vuslat için bana düşen, sana layık olmaktı…

Şimdi bana yakınlığını hissedip, sana uzaklığımdan utanmaktayım.

Ruhuma dokunan her sevdalı sözü sen sanmaktayım…Her seferinde sevda adına söylenen yalanlara inanıp, aldanmaktayım…Ve gerçekle her yüzyüze gelişimde…..yanmaktayım….Yâr!

Bana yakınlığını hissedip, sana uzaklığımdan utanmaktayım…
Yardım et bana!…

Mesafesiz mesafeleri kaldırabileyim aradan…Belki kelamım anlamsız, boş ve sıradan. Ama inan !…

İnan ki hasretinle her an kan damlar yüreğimdeki yaradan…

Duy beni :
İçimdeki yangını vuslatınla söndür
Her yarın kenarından , beni sana döndür

Selam ve Dua ile…

GÜLİSTAN




Madem her yer misafirhanedir.
Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise,
herkes yardır, her yer yarar.
Eğer yar değilse,
her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.
Bediüzzaman

Hz. Sehl Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm buyurdular ki:

"Sizden biri, bir din kardeşinin kendisinde veya malında hoşuna giden bir özellik görünce, onu
tebrik etsin ve "Barekallah" desin. Zira göz değmesi haktır."

(Taberani/Kebir)

Bediüzzaman'a 'gür sada' sorusu





Son Şahitler'den Seydi Koçak anlatıyor:


(1913'de Emirdağ'da doğdu. Üstadın talebelerindendi.)

"Karakol komutanlığı yapan bir arkadaşa, 'Bu zamanda üstad-ı kâmil var mı?' diye sorduğumda bana, Denizli hapsinde bulunan Üstad Bediüzzaman'dan bahsetmişti.

"Az zaman sonra, Emirdağ Çarşı Camiinde, 1944 yılının Ağustos ayında onu bana gösterdiler. Camide ellerinden öperek himmet diledim. Daha sonraları ise evine gitmeye başladım.

"Üstada şöyle bir mevzu sordum; 'İslâmın sadası en yüksek olacak diyorsunuz. Bu gür sada daha ne zaman olacak Üstadım?" dedim.

"Acaip' dedi ve hemen cevap verdi:

'Bu siyasi değildir. Ben siyasetten de bahsetmek istemiyorum. İslâmın sadasının en gür bir sada olduğunu hep sizler göreceksiniz. Ben göremeyeceğim.'


(Son Şahitler, Necmeddin Şahiner)

HOŞGELDİN 11 AYIN SULTANI




17562861fa2.gif

HOŞGELDİN EY ONBİR SULTANI

Dünya azuları, kuşattı beni,
Köle kıldım… bu nefsime bedeni,
Gör ki; yorgun düştüm..özledim seni
Hoşgeldin ey! onbir ayın sultanı.

Özledim… o solgun, nurlu tenleri,
Günahtan arınmış,ak bedenleri
Rahman cemaline, aşk çkenleri,
Hoşgeldin ey! onbir ayın sultanı

Bir başka güzeldir, şimdi simalar,
Bir başka açılır, yüce semalar,
Bir başka yükselir, hamd-ü senalar,
Hoşgeldin ey! onbir ayın sultanı.

Yürekler, bir başka hislenir şimdi,
Beden değil… ruhlar beslenir şimdi,
Ezanlar bir başka yükselir şimdi,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Nice kullar mabetlerle barışır,
Nice insan meleklerle yarışır,
ALLAH nidaları arşa ulaşır,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Yorgun topraklara, nadas çekilir,
Sabır tohumları gün gün ekilir,
Mahşerde meyveye döner dökülür,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Dünyayı kuşatır tekmil melekler,
Her rızkın başında bin melek bekler,
Geçerlidir şimdi bütün dilekler,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Bir başka uzanır yoksula eller,
Şefkatle ram olur en katı diller,
Yaş değil müjdedir gözdeki seller,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Bir başka gülümser gümüş kubbeler,
Kubbelerden taşar içten tevbeler,
Dağıtılır en muteber rütbeler,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

O minareler ki şimdi her biri,
Arş’a tevhid yazan kalemler gibi,
Bir başka nakşeder kalbe tekbir’i
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Oruçları ecri,Hak’tan biçilir,
Kadir gecesinde gökler geçilir,
O gece Cennette,mekan seçilir,
Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Hoşgeldin beşerin gönül köşküne,
Şahid ol ki,ibadetler meşkine,
Ve Hazreti Muhammed’in aşkına,
Hoşgeldin,Hoşgeldin ey onbir ayın sultanı.

Cengiz NUMANOĞLU

RAMAZANDA TEVBE ŞEHRİNE DOĞRU




tövbe.jpg
  1. Davranın yolculuk var tevbe’ye gidiyoruz
    İnsanı insan eden manayı istiyoruz
  2. Bize engel dağ tepe her ne ise aşarız
    Çünkü kaç ömür oldu bu hasretle yaşarız
  3. Zift karası gecede yolu aydınlatan nur
    Vermekte kalbe ferah bize vermekte huzur
  4. Bak göründü kalplere kendisi gibi anda
    O an ki üç ayların evlası Ramazanda
  5. Nihayet giriyoruz şehre giren kapıdan
    Ne kadar övsek azdır mahfuzdur abartıdan
  6. Günahtan neş’et eden cehennemden bizleri
    Hıfzeden kubbesi var gölgeliyor heryeri
  7. Büyülüyor adeta musikisi bizleri
    Siliyor kalbimizden elemden tüm izleri
  8. Elmas ve yakutlardan kubbeler yükseltilmiş
    Gümüşten kadehlerde badeler bekletilmiş
  9. Bir şevkle yetişenler bin aşkla dönsün diye
    Kalp gözü görenlere ebedi bir hediye
  10. Ebedi bir niyettir bizimkisi akşamdan
    Huzura ermek için kurtulmak gayrı gamdan
  11. Gönül misafirliğe razı değil Ey Şehir
    Senden firak olursa ballar olur hep zehir
  12. Ey bu Şehrin sahibi sensin Afuv Padişah
    Senden hiçbirşey gizli kalamaz Sensin Agah
  13. Bizi ayırma gayrı sözümüzü sabit kıl
    Gayrı kalp temizlensin nurlansın gayrı akıl
  14. Hep kalmak istiyoruz biz bu şehirde kalmak
  15. Ebedi bir şekilde ezeli zevke dalmak

İNSANLIK ÜNİVERSİTESİ..


Hz. Mevlana’da insan, ölümlü ile ölümsüzü, iyi ile kötüyü, ilahi ile beşeri benliğinde toplayan bir birleştiricidir. İnsan ölümsüzlüğün, ölümlü beden içinde tekamül seyrini yaşamak için bu alemdeki görünümüdür. İnsan varlık ağacının meyvesidir. Bir rubaisinde şöyle seslenir:
“Suret suretsizlikten meydana geldi. Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren, mum ve petek değildir. Arı biziz, şekil ve çokluk sadece bizim imal ettiğimiz mumdur. Şekil ve cisim bizden vücuda geldi. Biz onlardan değil; şarap bizden sarhoş oldu, biz şaraptan değil.”
Hz. Mevlana varlığın özü, yani yaratıcı kudretle insanın özünü birleştirmiştir. İnsanın şeref ve yükümlülüğü, zevki ve çilesi işte bu birlikten kaynaklanmaktadır. Bu birlik insanı varlığın gayesi yapmıştır. Varlık, anlamını insanla kazanır. Yaratıcı eserini insanla seyreder, zira insan hakkın gözü ve aynasıdır.

Hz. Mevlana şöyle seslenir:
“Sen cihanın hazinesisin, cihan bir yarım arpaya değmez. Sen cihanın temelisin, cihan senin yüzünden taptazedir. Diyelim ki âlemi meşale ve ışık kaplamış; çakmaksız ve taşsız olduktan sonra o, iğreti bir rüzgârdan başka nedir?”
Yüce Hüdavendigar “Mümin müminin aynasıdır” hadisini açıklarken şöyle konuşur:
“Tanrı’nın adlarından biri de el-mümin’dir. İman eden kula da mümin denir. Mümin müminin aynasıdır demek, Tanrı onda, o aynada tecelli etti demektir.” O halde Hakk’
ı insanda görmek gerekir. Bunu yapmayan, görmesini bilmiyor demektir.

Yine Mevlana şöyle seslenir:
“Murat sensin. Neden oraya buraya koşuyorsun? O, sen demektir. Ama sen, sakın ben deme, hep sen diye söyle. Göz dürüst görürse, sen O olursun. O da sen olur.”
“Ey Tanrı kitabının örneği insanoğlu! Ey şahlık güzelliğinin aynası mutlu varlık. Her şey sensin. Âlemde ne varsa senden dışarı değil. Sen ne ararsan kendinde ara, çünkü her varlık sende.”
İnsanın bu şerefi bedava değildir. Bu şerefin beraberinde getirdiği sorumluluk ve ıstırap da büyüktür. İnsanın şerefi gibi, sorumluluğu ve ıstırabı da varlığın en büyük sorumluluk ve ıstırabıdır. Mevlana’nın kavgası eşyaya boyun eğen insanı, eşyayı boyun eğdiren bir yaratıcı benlik haline getirmek içindir.

İnsan, ne olduğunu anlamak için nereden geldiğini anlamak zorundadır. Mevlana’ya göre böyle bir anlayış Yaratıcı kudretten koptuğunun bilincinde olan insanın nasibidir.
“Tanrı, ululuk sırlarını insanda belirtmiştir. İnsanın önünde canla, gönülle, bedenle gerçekten bir secde ettin mi ne yana dönersen orası gönlüne Kabe olur.”
Mevlana yine bir beytinde:
“Bedenin her zerresinden bir feryat duy, bir inilti işit; çünkü sen büyük bir şehirsin; belki de bir şehir değil, binlerce şehirsin sen. Her şey sensin; her şeyden öte ne varsa o da sensin; O da senden ibaret.”
İnsan geçirdiği bu kadar maceraya rağmen kendi değerinin henüz farkında değildir. Kendisini kuşatan dünyanın nice tufanına tanık olmasına rağmen kendi içinde sakladığı tufanların henüz idrakine varamamıştır.

“Âdemoğlu dediğin, dünya sandığına konmuş bir aslandır. Sandık kapanmış, kilitlenmiştir. O da kendisini yorgun ve bitkin göstermektedir. Ama günün birinde bir coştu, bir kükredi de sandığı kırıp parçaladı mı nelere gücü yettiğini, ne işler edeceğini o vakit görürsün.”
İnsanların taş yüreklerinde öylesine bir ateş vardır ki perdeyi kökünden yakar. Perde yandı mı, insan Hızır hikâyelerini de tamamen anlar. O eski aşktan gönlün içinde yeniden şekiller meydana gelir.” Ve yine şöyle seslenir yüce Mevlana:
“Sen ya Tanrı nurusun ya da Tanrısın; onun mazharısın. Şu dönen göğü Tanrı’ya layık görme, yıldızlarla ayda irade, bir özgürlük var sanma. Güneşlerin güneşi sensin. Şu gök kubbede dönüp duran güneş başı bağlı bir topal eşek gibidir.”

Din, dil, ırk ayırmayan, her şeyi ve herkesi Tanrı’nın bir parçası olarak gören yüce Mevlana’nın kadını bu düşüncenin dışında tutmadığını anlatmaya herhalde gerek yoktur. Her zerrenin Tanrı’nın birer parçası olduğunu belirten bu büyük insanın cinsiyet ayrımı yapabileceğini düşünmek ancak cahilliktir. O’na göre Tanrı katında cinsiyet yoktur. Dolayısıyla maddi âlemde de cinsiyet ayrımının getirdiği davranış farklılıkları olmamalıdır.
Hz. Mevlana aşkla, müzikle, sema ve şiirle beslenip gelişen bu dinler üstü yolda kadına da büyük bir önem vermiş, her konuda olduğu gibi bu konuda da çağın ötesinde düşünmüş ve uygulamıştır. Kadını hayatın diğer parçaları gibi, belki de daha fazla önemsemiştir. Onları hayatın içine çekmeye çalışmış ve devrin şartlarına aldırmadan, hiç çekinmeden insanlığın kadınla birlikte var olduğu mesajını tüm âleme vermiştir.

Mesnevisinde,
“Kadın bir Nur’dur sevgili değil, kadın yaratıcıdır yaratılmış değil…” sözleriyle kadına bakışını çok net olarak tanımlayan Hz. Mevlana, onu “yaratan kudret” mertebesine çıkarmış ve yaratıcılığın simgesi olarak göstermiştir. O her şeyden önce, kadının kapanmasının ve örtülmesinin aleyhindeydi. “Fi-hi Mafih” adlı eserindeki bir fasılda, karısını örten kapatıp kimseye göstermeyen erkeği ‘koltuğunun altına bir somun ekmeği saklamaya çalışan insan’a benzeterek kınamıştır. Gizlenmenin ve örtünmenin karşısındaki insanın daha çok merakını arttıracağını ve görme duygusunu kamçılayacağını belirten Mevlana bunun sadece kötülüğü arttıracağını ifade etmiştir.

Kadının veya erkeğin değil, insanın iyisi ve zararlısı olduğunu söyleyen Mevlana, bu görüşlerini hayatında da uygulamıştır. O’nun bir çok kadın müritleri vardı ve onların davetlerine hep uyar, aralarına katılır onlarla şiirler okur ve onlarla sema derdi. Hz. Mevlana’yı seven kadınlar onun başına güller serperdi.
Hz. Mevlana tek kadınla yaşamış, cariye ve köle kullanmamıştır. Oğlu Sultan Veled‘e yazdığı bir mektupta zevcesini hoş tutmasını, ona saygı göstermezse kendisini de incitmiş olacağını belirtmiştir.

Hz. Mevlana öyle bir potadır ki oraya atılan her madde, orada yeteneğine göre en uygun gelişimini bulmuştur. Oraya düşen her zerre güneşlere ışık salan bir hal almış, padişahlara buyruk yürütmüş, tahtsız taçsız gönüller hakanı sayılmış, ya da yokluğa karışmış, addan sandan geçmiş, insanlığa bir iksir olmuş, soluk alanların ciğerlerine işlemiş, yeni bir arayış gücü vermiştir.

En güzel görüş Mevlana’nın nazarıyla beslenmiş, gelişmiş, en tatlı ses Mevlana’nın konservatuarında ahenkleşmiş, beste olmuş, en gerçek bilgi Mevlana enstitüsünde metodlaşmış, şaheser vermiş, en insani duygu Mevlana hareminde olgunlaşmış, kudret haline gelmiştir. Mevlana, kendisine gönül verenleri hem kendi asıllarına kavuşturan, hem içinde bulunduğu çağa göre, topluma göre en yararlı olacak şekilde
yetiştiren bir “
İnsanlık üniversitesidir”.

Deylemî’nin Enes ibni Mâlik Radiyallâhu Anhtan rivayet ettiği bir hadiste ise Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyururlar:

"Dört şey yapan kişi orucu gayet rahat tutar: İftarı su ile açması, sahuru terk etmemesi, öğle istirahatını terk etmemesi, güzel koku kullanması."

(Râmûzu’l-Ehâdîs, Hadis no: 957)

Tilâvet Secdesi ve ayetleri..


Kur’an’daki bir secde âyetini okuyan veya dinleyen müslümanın yapması vacib olan secdedir.Bunlardan herhangi biri, üzerine vacib olan secdeyi yapmazsa günahkar olur.

Resulullah (s.a.v) buyuruyor: Ademoğlu secde âyeti okur ve secde ederse şeytan ağlayarak ayrılır ve: “Yazık bana, insanoğlu secdeyle emredildi ve secde etti, mukabilinde ona cennet var. Ben de secdeyle emrolundum ama ben itiraz ettim, benim için de ateş var ” der.”

Tilâvet Secdesi Niçin Vacibtir?

Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Onlar kendilerine Kur’an okununca secde de etmezler.” (İnşikâk,21). Bir kimse ancak vacib olan işi yapmamaktan ötürü kötülenir. Diğer yandan bu secde namazda yapılan secde olup, namaz secdesi gibi vacib hükmüne tabi olur. Resulullah (s.a.v) buyuruyor: “Kur’an’ı okuyan ve dinleyene secde etmek vacibtir” Tilavet secdesi yapmak, Hanefilere göre vacip, diğer üç mezhebe göre ise sünnettir.

Tilâvet Secdesi Ne Zaman Vacib Olur?

Secde âyetini okumak. Okuyanın kulakları duymasa bile secde gerekli olur. Okunan secde âyetini işitmek veya dinlemek. İşitmek kasıtsız, dinlemek ise kasıtlı olur. Bir imama uymuş olmak, İmama uyan kimse imamın okuduğu secde âyetini duymasa bile tilâvet secdesi yapar. Okuyan duyma özürlü olsa dahi, okuma ile üzerine vacip olur. Müslüman olan bir cünüp veya sarhoş da okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı secde ile yükümlü olur. Temizlik ve ayık halinde bu secdeyi yapmaları gerekir. Kendisine secde âyetinin okunduğu haber verilen uyuyan kimseye de tilâvet secdesi vacib olur. Secde âyetini hoparlörden dinlemek, okuyucudan dinlemek gibidir. Radyo ve televizyondan dinlenen secde âyeti de hoparlörden dinlemeye benzer. Çünkü sesin tel aracılığı ile ulaşması ile ses dalgaları aracılığı ile telsiz olarak anında ulaşması arasında bir fark bulunmamaktadır.

Tilâvet Secdesi Ne Zaman Gerekmez?

Bir kimse secde âyetini papağan gibi öğretilmiş bir kuştan veya ses kayıt cihazının bantından yahut ses yankısı olarak dinlerse secde etmesi gerekmez. Secde âyeti uyuyan, baygın olan veya akıl hastası bulunan yahut mümeyyiz olmayan çocuktan işitilse, en sağlam görüşe göre tilâvet secdesi gerekmez.

Tilâvet Secdesini Geciktirmek Günah mı?

Namaz dışında okunan secde ayetlerinin secdesi, ömür boyunca yapılabilir. Ancak özürsüz olarak geciktirmek mekruhtur. Gecikmeden dolayı bir günah işlenmiş olmazsa da bu vacibi yerine getirmeden ölen insan günahkar olur.

Tilavet Secdesi Nasıl Yapılır?

Başta tilavet secdesi yapacak kişinin abdestli, üstünün başının temiz ve avret yerlerininde örtülü olması şarttır. Tilavet secdesi yapmak niyetiyle abdestli olarak kıbleye dönülür ve eller kaldırılmaksızın “Allahüekber” diyerek secdeye varılır. Üç kere “Sübhâne rabbiye’l-a’lâ” denildikten sonra yine “Allahüekber” diyerek kalkılır. Secdeden kalktıktan sonra “Ğufrâneke Rabbenâ ve İleykel masîr” denir.

Secde âyetinin mealini okuyana secde gerekir mi?

Secde âyetinin mealini okuyan veya dinleyen kimse de secde yapmalıdır.

SECDE AYETLERİ

Secdeyi Vacib Kılan Ayetler ve Mealleri Kur’an-ı Kerîm’de on dört yerde secde âyeti bulunmaktadır. Bu süreler ve âyet numaraları aşağıda verilmiştir:

“Kuşkusuz Rabbin katındakiler O’na kulluk etmekten kibirlenmezler, O’nu tesbih eder ve yalnız O’na secde ederler.” Araf, 206

“Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah’a secde ederler.” Rad, 15

“Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.” Nahl, 49

“De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar.” İsrâ,107:

“Onlara, çok merhametli olan Allah’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.” Meryem,58

“Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor” Hac,18

“Onlara: Rahmân’a secde edin! denildiği zaman: “Rahmân da neymiş! Bize emrettiğin şeye secde eder miyiz hiç!” derler ve bu emir onların nefretini arttırır.” Furkân,60

“(Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler.” Neml, 25

“Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.” Secde,15

“Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah’a yöneldi.” Sâd, 24

“Eğer Allah’a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde edin!” Fussilet, 37- 38

Önemli Not: İmam Şafiî’ye göre, secde 37. âyetde yapılır. Fakat İmam Azam Ebu Hanife Hazretlerine göre 38. ayet de yapılmalıdır. Çünkü söz orada tamam oluyor. İbnü Abbas, İbnü Ömer, Ebu Vâil ve Bekir b. Abdullah da bu kanaate varmışlardır. Mesruk, Sülemî, Nehaî, Ebu Salih ve İbnü Sîrîn’den de böyle naklolunmuştur.

“Haydi Allah’a secde edip O’na kulluk edin!” Necm, 62

“Onlar kendilerine Kur’an okununca secde de etmezler.” İnşikâk, 21

“Sakın, sakın! Ona boyun eğme; secde et ve yaklaş.” İkra, 19

Secde Âyetinin Tekrarlanması

Bir mecliste secde âyetinin birden fazla tekrarlanması hâlinde bir tilâvet secdesi yeterlidir. Secdeyi ilk okuyuştan sonra yapmak daha iyidir. Başka bir görüşe göre, bu secdeyi tehir etmek daha uygundur. Yine bir kimse çeşitli yer ve meclislerde bir secde âyetini tekrarlarsa, secdenin de tekrarlanması gerekir. Bir kaç secdenin bulunduğu çeşitli âyetleri okuyan kimsenin, meclis bir olsun farklı bulunsun, her bir âyet için ayrı bir tilâvet secdesi yapması vacib olur.

Açık arazide ve yoldaki meclis birliği üç adım yürümekle, yani o yerden başka yere geçmekle; ağaç üzerinde bulunan için ağacın bir dalından başka bir dalına geçmekle; veya bir nehirde yüzmekle değişmiş olur. Küçük bir evde bir köşeden diğerine geçmekle veya büyük bir camide mekân değişikliği gerçekleşmez. Ancak okuyan sabit bir yerde bulunmakla birlikte dinleyen meclis değişirse secdenin vücûbu da tekrarlanır.

Tilâvet Secdesini Bozan Haller Namazı bozan her şey tilâvet secdesini de bozar. Tilâvet secdesinden kalkmadan abdestin bozulması, konuşma veya kahkaha ile gülme gibi. Ancak bu secdede, kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz, kadınlarda bir hizada bulunmak da bu secdeyi ifsat etmez.

Selam ve Dua ile…

RABBİME SIĞINIYOR MUYUM?


De ki “Sığınırım insanların Rabbine, insanların Mâlikine, insanların İlahına…” [Nas, 1-3]

İnsan olduğuma göre, kendisinden Rabbime, Mâlikime ve İlahıma sığınılacak insanlardan olmam mümkün.

Kendisinden Rabbime, Mâlikime, İlahıma sığınacağım insanlarla karşılaşmam da mümkün.

Birinci ihtimali yok etmek, ikincisini ortadan kaldırmaktan daha kolay ve öncelikli görünüyor.

İnsanlar, benimle karşılaştıklarında, Rabbime, Mâlikime, İlahıma sığınacakları bir insanla karşılaşmış olmasınlar diye,

Rabbime, Mâlikime, İlahıma sığınıyorum.

--

GÜLİSTAN


Ey Risale-i Nur!
Seni söndürmek isteyen bedbahtların necm-i istikbali sönsün.
İzzet ve ikbali ve şan ü şerefi aksine dönsün.
Sen sönmez ve ölmez bir nursun.

Boyun bala, gözün şehla, gören mecnun seni leyla.
Sözün ferşte, gözün Arşta, gönül meftun sana cana.
Nikabın nur, nigahın nur, kitabın nur senin ey nur!


Hasan Feyzi
(Rahmetullahi Aleyh)
'nin Üstada yazdığı mektuptan


Çalgı ve allah sevgisi


Sual: (Çalgı, Allah sevgisini artıyorsa mubahtır, süslü, açık, güzel bayana bakmak da ferahlık veriyorsa, Allah sevgisini artırıyorsa, çiçeğe bakmak gibi mubah olur) deniyor. Haram olan şey, nasıl mubah olabilir?

CEVAP

Çok yanlıştır. Çalgının haram olduğu çeşitli hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.) [İ.Ahmed]

(Bir zaman gelecek, ümmetimden bazısı, zinayı, ipek giymeyi, içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı] helal addedecektir.) [Buhari]

(Ben, mizmarları [çalgıları] ve putları kaldırmak için de gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar]

Her çeşit çalgı dinlemek haramdır. (Fetava-i Bezzaziyye, Hadika, Ahlak-ı alaiyye)

Çalgı dinlemek haramdır. (Dürr-ül-mearif)

Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. (Makamat-ı Mazheriyye)

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

Bir kimse İslamiyet’e uymaz, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsine uyarsa, kalbi bozulur. Çalgı dinlemek ve her günahı işlemek nefsi kuvvetlendirir. Salim, temiz kalb çalgıdan zevk alamaz. Çalgı nefsi kuvvetlendirip, harekete getirip zararlı olur. (Kimya-i saadet)

Haram olan şey derttir, derde deva, ruha gıda olmaz. Bir hadis-i şerif meali:

(Allahü teâlânın size haram ettiği şeylerde şifa yoktur.) [Hâkim]

Çalgı nefsin hoşuna gider, o hain nefsi besler. Günah hoşa gidince insanı Allah sevgisine mi kavuşturur?

Güzel bir çiçeğe bakmak, onu koklamak ruha tatlı gelir. Ruhun Allahü teâlânın varlığını, büyüklüğünü anlamasına, Onun emirlerine uymasına sebep olmaktadır. Parfümlü açık bayana bakmak ise, nefse hoş gelir. Kulak renkten zevk almaz. Göz de sesten zevk almaz; çünkü anlamazlar. Nefs Allahü teâlânın düşmanıdır. Zevklerine kavuşmak için her kötülüğü yapmaktan çekinmez. Onun zevklerinin sonu yoktur. Namahreme bakmakla doymaz. Daha başka şeylerin zevkini tatmak ister. Nefsin taşkın zevkleri, insanı, sefalete, hastalıklara, aile facialarına, felaketlere sürüklemektedir. Allahü teâlâ, bu facialara mani olmak için, kadınların, kızların açılmalarını, yabancı erkeklere yaklaşmalarını, içkiyi, kumarı, çalgıyı yasak etmiştir.

(Çalgı, Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demek, (Zina, içki, kumar Allah sevgisine götürüyorsa caiz olur) demeye benziyor. Dinimizin yasakladığı çalgıyı böyle savunmak, tamamen ilim dışıdır.

Kene ısırması

Sual: Kene ısırıp ölen şehit olur mu?

CEVAP

Evet, zehirli hayvan sokup ölen şehit olur. (Redd-ül muhtar)

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Suda boğulan, yangında ölen, garip, kimsesiz olarak ölen, zehirli hayvan sokup ölen, iç hastalıklarından ölen, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, kocasını kıskandığını gizleyen kadın, kendinin, din kardeşinin ve komşunun malını savunurken öldürülen, emr-i maruf ve nehy-i münker yaparken öldürülen kimse şehiddir.) [İbni Asakir]

Kasten farzı tekrar etmek

Sual: Unutarak farzı tekrar eden, mesela üç secde yapan secde-i sehv yapıyor. Kasten yapınca da mı secde-i sehv gerekir?

CEVAP

Secde-i sehv yanılma secdesidir. Yanılınca secde-i sehv yapılır. Kasten yapılınca Hanefi’de secde-i sehv kurtarmaz. Günah işlemiş olur. Günah işleyenin de, tevbe etmesi ve bir daha işlememesi gerekir.

Rahmet ve fırsat ayı

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Ramazan ayı sabır ayıdır. Sabredenin gideceği yer Cennettir. Bu ay, iyi geçinmek ayıdır. Bu ayda müminlerin rızkı artar. Peygamber efendimiz,(Bir kimse bu ayda bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Allahü teâlâ onu Cehennem ateşinden azat eder. O oruçlunun sevabı kadar ona da sevab verir) buyurunca Eshab-ı kiram, (Ya Resulallah her birimiz bir oruçluya iftar edecek ve onu doyuracak kadar zengin değiliz) dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz, (Bir hurmayla iftar ettirene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de, bu sevab verilecektir. Bu ay öyle bir aydır ki; ilk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret, sonu da Cehennemden azat olmaktır. Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, bu ayda çok kelime-i şehadet söylemek ve istiğfar etmektir. Diğer ikisini de zaten her zaman yapmamız lazımdır. Bunlar da, Allahü teâlâdan Cennetini istemek ve Cehenneminden ona sığınmaktır) buyurdu. Allahü teâlâ her yapılan ibadetin ecrini bildirmiştir, Ramazan orucunu bildirmemiştir. Yani oruç tutana şu kadar sevab vereceğim dememiştir. Neden? Bütün açıklarımızı o kapatacaktır. Ölçüsü yok, hesabı yok. O kadar büyük bir fazilet ve rahmet ayıdır. Onu kendine bırakmış Cenâb-ı Hak, onu bildirmiyorum, muhtaç olduğunuz zaman ben size bol bol vereceğim demiş. Ölçü bildirmemiş.

Ramazanda dört grup insan hariç, herkesin günahlarının affedileceği hadis-i şerifte bildirilmiştir. Şu dört sınıf insanın günahları affolmaz:

1- Bid’at ehli: Bid’at ehli demek, İslamiyet’e ilave edenler ve İslamiyet’ten çıkaranlar demektir. Yani, İslamiyet’in doğru yolunu saptıranlardır.

2- Ana ve babasına asi olanlar: Tevbe istiğfar etmeli, eğer anne baba vefat etmişlerse dahi onlara iyilikte bulunmalı. Çünkü bir hadis-i şerifte,(Ölü, denizde boğulmak üzere olan insan gibidir. Kendisine anasından, babasından, evladından, eşinden, dostundan gelecek bir dua bekler) buyuruluyor. Onun için hayır hasenat yapılır, hatim okutulur, hatimler gönderilir. İmdat diyen bir adamı gözümüzün önüne getirelim, işte annemiz olabilir, babamız olabilir, akrabamız olabilir. Bu ay onlara çok hediye gönderelim.

3- Sıla-i rahim yapmayan yani salih olan yakın akrabayı ziyaret etmeyen ve iyilikte bulunmayanlar: Bir mektupla, bir telefonla da olsa, mutlaka eş, dost ve akraba aranmalıdır. Aksi halde, ramazan-ı şerifin mağfiretinden mahrum kalınır.

4- Alkollü içkileri içmeye devam edenler: İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Ramazanda ibadetle iyi iş yapabilenlere, bütün sene boyunca bu işleri yapmak nasip olur. Yani bir insan Ramazan-ı şerifte hangi hayırlı işlere başlarsa, Cenâb-ı Hak, yıl boyunca, onu yapmak vaktini ve imkânını nasip eder. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin, bütün senesi günah işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir.