SORU CEVAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SORU CEVAP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dünya mümine zindandır

Sual: (Müslüman, dünyada da rahat, ahirette rahat olur. Sıkıntıya maruz kalmak, ahirette de sıkıntıya maruz kalacağını gösterir) diyorlar. Bu söz doğrumudur?
CEVAP Birinci söz doğrudur. İkinci söz yanlıştır. Allahü teâlâ sevdiklerine sevdiği nispetinde ağır belalar gönderir. O mümin de, bu belayı büyük nimet olarak görür. Neticede o da sevinir. Üç hadis-i şerif meali şöyledir: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Bana kavuşmayı arzularsınlar diye, ben dünyanın dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını istedim. Dünyayı dostlarım için bir zindan, düşmanlarım için de bir Cennet olarak yarattım.) [Beyheki] (Dünyanın tatlılığı, ahirette acılığa sebep olur. Dünyanın acılığı ahirette tatlığa, yani rahatlıklar sıkıntıya, sıkıntılar rahatlığa sebep olur.) [İ.Ahmed] (En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı oranında belaya maruz kalır. İmanı sağlamsa, belası şiddetli, imanı zayıfsa hafif olur.) [Tirmizi] Bir nükte: Dertlere maruz kalır, enbiya ve evliya, Semadan yağmur gibi, onlara yağar belâ. Demek ki, bir müslümana çok sıkıntı, belâ gelince, o çok günahkâr biri değil, belki de iyi bir zat olabilir diye düşünmek daha uygundur.
Camide telefonu kapatmak
Sual: Bir caminin kapısına, camide cep telefonlarını kapatın anlamında, (Hak’la irtibata geçilince, halkla irtibatı kesin) diye levha asılmış. Uygun mudur?
CEVAP İnsan dışarıdayken de, yani halkın içindeyken de Hak’la beraber olabilir. Camideyken de halkla, dünya ile meşgul olabilir. Telefonunu kapatsa da yine halkla beraber olabilir. Bu bakımdan, (Camiye girerken telefonları kapatalım) demek daha uygun olurdu. Çamaşıra bakmak
Sual: Yabancı kadının iç çamaşırlarına bakmak caiz midir? CEVAP Şehvetle bakmak haramdır. (S. Ebediyye)



Yaratılanı hoş gör (2)




Âyet-i kerime meallerine bugün de devam ediyoruz:
(Ey iman edenler, benim de, sizin de düşmanınız olanları [müşrikleri] dost edinmeyin! Onlar, size gelen gerçeği [Kur’an-ı kerimi] inkâr etmişken onlara sevgi besliyorsunuz [Resulün gizlediği sırrı veriyorsunuz]; oysa onlar, Rabbiniz olan Allah’a inandığınızdan dolayı sizi ve Resulü [Mekke’den] çıkarıyorlar. Eğer sizler Benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için [Mekke’den] çıkmışsanız, [onları dost edinemez] onlara sevgi gösteremezsiniz [sır veremezsiniz]. Ben, sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. İçinizden, onlara sevgi gösteren, [düşmanı dost edinen] elbette doğru yoldan sapmış olur.) [Mümtehine 1]
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(En kıymetli ibadet, Allah için sevmek ve Allah için düşmanlıktır.) [Ebu Davud]
(Allah’ın düşmanlarını sevmemek, imanın tadını artırır.) [Taberani]
(Allah’ı sevmeyen ve Onun düşmanlarını düşman bilmeyen, hakiki iman etmiş olmaz. Müminleri Allah için seveni ve kâfirleri düşman bileni, Allah sever.) [İ. Ahmed]
(İmanın temeli, Müslümanları yani Allah’ın dostlarını sevmek ve kâfirleri yani Allah’ın düşmanlarını, din düşmanlarını sevmemektir.) [İ. Ahmed]
(Bir kavmi sevip de onlarla dostluk kuran, kıyamette onlarla haşrolur.) [Taberani]
İsa aleyhisselam, (Allah düşmanlarına buğzederek, Allahü teâlânın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah’a yaklaşın! Onlara kızarak Allah’ın sevgisini arayın!) buyurdu.
Hazret-i Ömer’e, zeki ve yazısı güzel olan Hireli bir Hıristiyan’ı kâtip yapması söylenince, (Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin!) mealindeki âyeti okuyup, (Kâfiri dost edinemem) buyurdu.
Hazret-i Ömer, Ebu Musel Eşari’ye, (Niçin, bir Müslüman kâtip kullanmıyorsun? (Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin) âyetini işitmedin mi?) dedi. O da, (Dini onun, kâtipliği benim) dedi. Hazret-i Ömer, (Allahü teâlânın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz etme! Hıristiyan ölürse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen o kâfiri değiştir!) buyurdu. (H. S. Vesikaları)
Şu halde, yaratılanı yaratandan dolayı hoş gör demek, kâfirleri sevmek demek değildir. İnsan olarak ona iyi davranıp, onu kazanmak, hidayetine vesile olmaya çalışmaktır.
 

Telkin sünnettir



Sual: Meyyite [ölüye] telkin verilmesi yanlış değil mi? Birincisi ölü işitmez. İkincisi, işitse bile, kâfir olarak öldüyse telkinin ona ne faydası olur ki?
CEVAP
Telkin sünnettir. (Cevhere)
Telkin kâfir ölüye değil müslüman ölüye yapılır.
Ayrıca, Müslüman ölünün değil, kâfir ölünün de işittiği hadis-i şerifle sabittir. (Buhari)

Erkek için telkin örneği:

Falan oğlu filan, Allah’ın selamı üzerine olsun. (3 defa)
(Ondan başka her şey yok olacaktır. Mülk Onun, hüküm Onundur. Ona döndürüleceksiniz.) [Kasas 88]
O halde bil ki, bu, senin dünya konaklarının sonuncusu, ahiret konaklarınınsa ilkidir. Yine bil ki, bu alçak dünya yurdundan çıktın. Ebedi olan ahiret yurduna ulaştın. Aldanma yurdundan çıktın, sevinç ve ferahlık yurduna ulaştın. Bu fani dünyadan çıktın, ebedî âleme ulaştın. Yine bil ki, şimdi şu an sana refîk, şefkatli, yüzleri siyah, gözleri mavi iki melek gelecek. Biri Münker, diğeri Nekir’dir. Onlardan korkma! Mahzun olma; çünkü onlar, Rahman olan Allahü teâlâ tarafından memur iki kuldur. Sana sual sorarlar ve derler ki: Rabbin kim, peygamberin kim, dinin ne, imamın ne, kıblen nedir, arkadaşların kimlerdir? Açık bir dille, o iki meleğe şöyle cevap ver: Rabbim Allahü teâlâdır, Peygamberim Muhammed aleyhisselamdır, dinim İslam’dır, imamım Kur’an-ı kerimdir. Kıblem Kabe-i şeriftir. Arkadaşlarım müminlerdir. Yine bil ki, ölüm hak, kabir hak, Münker ve Nekir’in suali haktır. Haşır hak, neşir hak, hesap hak, mizan hak, sırat hak, müminler için Cennet hak, kafirler için Cehennem haktır.
(Biz sizi topraktan yarattık. Yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız.) [Taha 55]
Hani sen dünyadayken Allahü teâlâdan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın onun resulü olduğuna şehadet etmiştin, işte o ahdini hatırla!
Allah’ım, bu ölüyü, bu cevap üzerine sabit kıl. Ona doğruyu söylet!
Allah’ım, eğer o iyi bir kimseyse, iyiliğini artır. Kötü bir kimseyse, onu affeyle, ona merhamet eyle, onu muaheze etme!
Âmin, velhamdülillahi rabbil âlemin... (3 defa)
 



Yaratılanı hoş gör




Sual: (Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü) demek, kâfirin her şeyini hoş gör demek midir?
CEVAP
Müminin bile kötülükleri hoş görülmezken, suç işleyince cezalandırılırken, kâfirin kötülükleri hiç hoş görülür mü? Kâfir, insan olarak Müslümandan farksızdır, ırk yönüyle üstünlük yoktur; ama küfrü ve kötülükleri yönüyle çok fark vardır, hoş görülemez. Önce, insan olarak kâfirlerin dindeki yerini bildirelim. Birkaç hadis-i şerif meali:
(Bütün insanlar [insan olarak] bir tarağın dişleri gibi eşittir.) [İbni Lal]
(Arabın Acem’e, [Arap olmayana] Acem’in Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]
([Kâfir de olsa] Bütün insanlar, Allah’ın ıyalidir [kullarıdır]. Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, Onun ıyaline iyilik edendir.) [Bezzar]
(Kâfir de olsalar, komşuya, misafire ve ana babaya ikram et! Kâfir de olsa, dilenciyi reddetme!) [Ç. Y. Güzin]
(Allahü teâlâ mazlumun bedduasını, kâfir de olsa kabul eder.) [Ç. Y. Güzin]
(Kâfir de olsa, mazlumun bedduasından sakının!) [İ. Ahmed]
(Kâfir arkadaşını öldüren de, ümmetimden değildir.) [Hadika]
(Bir zimmî kâfiri öldüren Cennetin kokusunu duyamaz. Hâlbuki Cennetin kokusu kırk yıllık mesafeden duyulur.) [Buharî] (Zimmî kâfir: Gayrimüslim vatandaş)
Zimmî kâfire zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha kötüdür. (Dürr-ül-muhtar)
Kâfirlere, kötü sözlerle hakaret eden, onları inciten cezalandırılır; çünkü kâfirleri incitmek, kalblerini kırmak haramdır. (Mülteka)
İnsan olarak kâfirler bu manalarda hoş görülür. Yoksa küfürleri ve suçları hoş görülmez. Onları sevmek, onlarla dostluk kurmak haramdır. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allah’a ve kıyamet gününe iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabaları da olsa, Allah’ın ve Resulünün düşmanlarını sevmezler.) [Mücadele 22]
(Kâfirleri dost edinen, Allah’ın dostluğunu bırakmış olur.) [Âl-i İmran 28]
(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hıristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, [İslam’a olan düşmanlıklarında] birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan [kâfir] olur. Allahü teâlâ, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez.) [Maide 51] (Devamı var)
 

Kur’an-ı kerime saygı

  


Sual: Kur’an-ı kerimi, İslam yazısından başka yazılar arasına koymanın caiz olmadığını biliyoruz. Acaba Kur’an-ı kerimle birkaç dilde tefsir ve meallerini, videolarını, seslerini ve yazılarını bilgisayarda diğer yazıların, resimlerin, videoların arasında aynı harddisk’te bulundurmak caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Kur’an-ı kerim ile çeşitli dillerdeki, tefsirine ve meallerine saygı göstermek gerekir. Böyle bilgiler, CD’de, DVD’de, harici harddisk’te veya flash bellek’te muhafaza edilmeli ve ihtiyaç halinde buradan kullanılmalıdır. S. Ebediyye’de deniyor ki:
Teyp bandına ve gramofon plâğına Kur’an-ı kerim almak, kâğıt üzerine yazmak gibidir. Teyp ve gramofon, müzik, şarkı, keyfe, oyun ve eğlence için kullanılıyorsa da, kâğıt da, açık resim, eğlence ve fuhuş dergileri olmaktadır. Kur’an-ı kerim kâğıda yazılınca Mushaf olur. Mushaf, Kur’an-ı kerimin okunmasına ve öğrenmesine ve ezberlenmesine sebep ve vasıta olduğu için kıymetlidir. Mushaf yazmak ve hediye etmek, bunun için, çok sevabdır. Bant ve plak da, Kur’an-ı kerimin benzerini işiterek öğrenilmesine ve ezberlenmesine vasıta olmaktadır. Kur’an-ı kerimi, bu niyetle, teyp, plâk üzerine almak caiz olur. Bunlara da, Mushaf-ı şerife olduğu gibi hürmet etmek, bunlara başka şeyler doldurmamak, yükseğe koymak, üzerlerine bir şey koymamak, abdestsiz tutmamak, kâfirlere, fâsıklara vermemek, başka şeyler bulunan bantlar ve plâklar arasına koymamak, fısk, oyun, eğlence yerlerinde çalmamak lâzımdır. Kur’an-ı kerim dinlemek için kullanılan gramofon ve teyp hiçbir zaman fısk meclislerine götürülmemeli, bunlarda hiçbir zaman, haram olan çirkin şeyler çalınmamalı. Çalgı çalmakta kullanılan bir gramofonun ve teybin Kur’an-ı kerim dinlemek için de kullanılması, şarkı, gazel okuyan fâsık bir hafızın okuduğu Kur’an-ı kerimi dinlemeye benzer ki, caiz değildir. Kısacası, Kur’an-ı kerim bulunan bantlar ve plâklar Mushaf-ı şerif gibi kıymetlidirler. Bunlara da saygısızlık yapmak, küfre sebep olur. Şu kadar var ki, bunlardan Kur’an-ı kerimi dinlemek, hâfız dinlemek olmaz. Tam benzerini dinlemek olur. Kur’an-ı kerimi dinlemek sevabı hâsıl olmaz; çünkü Kur’an-ı kerimi tilâvet etmek, yani okumak demek, şuurlu bir kimsenin, Kur’an-ı kerim okuduğunu bilen insanın okuması demek olduğu Redd-ül-muhtar’da yazılıdır; fakat benzerini de saygıyla dinlemek farzdır. Küçük çocuğun şuursuz olarak okuduğunu dinlemenin de lâzım olduğu yine Redd-ül-muhtar’da yazılıdır. Radyoda İslâmiyet’in yasak ettiği şeyler dinlenmez, hep faydalı ve sevab şeyler dinlenirse, bunlar arasında okunan Kur’an-ı kerimi ve evde teypte, müslümana yakışan şeylerin, nasihatlerin, derslerin arasında okunan Kur’an-ı kerimi, öğrenmek için dinlemek caiz olur; fakat bunun, Kur’an-ı kerimin aslını dinlemek olmadığı, Elmalılı Hamdi efendi tefsirinde yazılıdır. (c.3, s.2361)

Eşcinsellik


Sual: (Allah beni eşcinsel olarak yarattıysa, bunda benim suçum ne? Bu nedenle eşcinsellik günah olmaz) diyen kişinin iddiası yanlış değil midir?
CEVAP
Böyle söyleyerek, kendi işlediği suçu Allahü teâlâya yüklemek çok çirkindir.
Allahü teâlâ hiçbir günaha razı olmaz. O zaman her suçlu, suçunu Allahü teâlâya yükleyebilir. Uyuşturucuya alışan, (Allah beni uyuşturucuya meyyal yarattı, benim suçum yok) diyebilir. Zina eden, (Bana bu duyguyu Allah verdi, benim suçum yok) diyebilir. Kumara alışan, (Bu kumar oynama arzusunu bana Allah verdi, benim suçum yok) diyebilir. Her günah için böyle söylenebilir. Allahü teâlâ insanları, günah veya sevab işleyecek vasıfta yarattıysa da, günah işlemeye mecbur etmedi. Bir âyet-i kerime meali:
(Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin! İnkârcılara Cehennemi hazırladık.) [Kehf 29]
Şu halde inanmak ve inkâr etmek, iyilik ve kötülük yapmak insanın elinde ki, böyle buyuruluyor. Allahü teâlâ, günah işleyenleri cezalandıracağını, sevab işleyenlere mükâfat vereceğini bildirdi. Herkes, yaptığı zerre kadar hayır veya şerrin karşılığını görecektir. Bir âyet-i kerime meali:
(Zerre kadar hayır ve şer işleyen, karşılığını görür.) [Zilzal 7,8]
İçkiyi, kumarı, hırsızlığı yasakladığı gibi, zinayı da, livatayı da [eşcinselliği de] yasakladı. Allahü teâlâ livatanın habis [çirkin] olduğunu bildiriyor. (Enbiya 74)
Eşcinsellikle ilgili birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Livata yapan melundur.) [İ.Ahmed]
(Kendi rızasıyla üç defa livata yaptıran alışır, her zaman bu işi ister.) [R.Nasıhin]
(Livata, zinadan daha şiddetli haramdır.) [Bahr-ür-raık, Redd-ül-muhtar]
(Ahir zamanda eşcinseller üç kısma ayrılır: Bir kısmı konuşmak ve bakmakla, diğeri tokalaşmak ve kucaklaşmakla yetinir. Bir kısmı da bu işi bilfiil yapar. Allah bunlara lanet etsin! Tevbe edenin tevbesini Allahü teâlâ kabul eder.) [Deylemi]
(Livata mubah sayılmadıkça, gökten taş yağmadıkça kıyamet kopmaz.) [Deylemi]

Namazdaki sünnetler
Sual: Fıkıh kitaplarında, kaza namazı borcu olanın sünnet ve nafile namazlarının kabul olmayacağı bildirildiğine göre, bir an önce kazaları bitirebilmek için, namaz içindeki sünnetleri terk etmek de caiz olur mu?
CEVAP
Asla caiz olmaz. Namaz, farzıyla, vacibiyle, sünnetiyle namazdır. Namazın içindeki sünnetleri terk etmek mekruh olur, yani namazın sevabı noksanlaşır. Vaktin farzını veya kaza namazı kılarken de namaz içindeki sünnetler terk edilmez.

Atılan mal
Sual: Çöpe veya sokağa atılan, az çok değerli bir mal, bulunmuş mal hükmünde midir? Herkes kullanabilir mi?
CEVAP
Bulunmuş mal hükmünde değildir. O, atılmış maldır. Atılan malı, zengin fakir, herkes alıp kullanabilir. Bulunan malı ise, fakire vermek gerekir.

İki gün kaza orucu

  


Sual: Ramazan ayından sonra, yanılma ihtimalinden dolayı, niye bir gün değil de, iki gün kaza orucu tutmak gerekiyor?
CEVAP
Oruç tutulan ayın ilk ve son günleri, Ramazana tesadüf ettiği kesin değilse, yani hilal görülerek değil de, takvime göre tutulmuşsa, o günler şüpheli olur. Bu bakımdan, hilali görerek Ramazan ayı tespit edilmeyip, takvimlere göre başlatıldığı yerlerde, Ramazanın başlaması şüpheli olmaktadır. Ramazan olduğu şüpheli olan günlerde tutulan oruç sahih olmadığı için, iki gün kaza tutmak gerektiği, Bahr, Hindiyye, Kadıhan gibi muteber eserlerde yazılıdır.

Oruçlu olduğunu söylemek
Sual: Nafile oruç tutarken, sorana oruçlu olduğumuzu söyleyince riya olur, orucun sevabı gider deniyor. Böyle bir şey var mı?
CEVAP
Hayır, riya olmaz ve orucun sevabı gitmez. Nafile ibadetleri gizli yapmak iyi olur. Mecbur kalmadıkça açıklamamalı. Sadakayı gizli vermeli, nafile namazları da gizli kılmaya çalışmalı; ama gösterilmesinde fayda varsa, başkalarını teşvik edecekse, o zaman açıktan yapmak daha iyi olur. Riya kalbde olur. Yani insanlara gösteriş için ibadeti yapmak demektir. Allah rızası için yapınca, insanlar görse de mahzuru olmaz.

Sohbetin önemi
Sual: Eskiden hocasına uzak olan; fakat onu çok seven bir talebe mi, yoksa hep sohbetlerde bulunan bir talebe mi daha çok feyz alırdı?
CEVAP
Elbette sohbetlerde bulunan daha çok feyz alırdı. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Yanındakiyle uzaktaki hiç eşit olur mu? Veysel Karani, Resulullah’ı göremediği için, hiçbir Sahabinin derecesine ulaşamadı. Bizim yolumuzun esası sohbettir, beraber olmaktır. Aklı başında olan talip, üstadına olan muhabbeti miktarınca, onun kalbinden saçılıp kendisine gelen feyzlerden ve bereketlerden, uzakta iken de, alır. Sevgisi sebebiyle, uzaktan gelen feyzlerden alırsa da, marifete ve vilayet derecelerine kavuşmak için, sohbet şarttır. (3/153)
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Kalb, çok zaman his organlarına bağlıdır. Duygu organlarından uzak olanlar, kalbden de uzak olur. Hadis-i şerifte, (Göz görmeyince, gönülden de uzak olur) buyuruldu. (1/117)
Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalırmış,
Gözlerden ırak olan, gönülden de olurmuş.

Dabbet-ül-arz

Dabbet-ül-arz

Sual: Kıyametin büyük alametlerinden olan Dabbet-ül-arz için AIDS hastalığı diyenler de olmuştu. Şimdi de, “bilgisayar ve internettir” diyenler çıktı. Yarın ışınlama çıksa, ona da mı Dabbet-ül-arz diyecekler? Bunlar yanlış değil mi?
CEVAP
Elbette yanlış, hem de çok büyük yanlıştır. Pek açık olan âyet ve hadisleri inkâr etmek, büyük veballi bir iştir.
Dabbet-ül-arz, kıyametin kopmasına yakın çıkacak olan bir hayvandır. Kur’an-ı kerimde hayvan olduğu söyleniyor. Hayvan için bilgisayar diyene, zırva tevil götürmez denir. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(O söz başlarına geldiği zaman, [Kıyamet alametleri zuhur edince], onlara yerden bir hayvan çıkarırız, bu hayvan, onlara, insanların âyetlerimize kesin bir iman etmemiş olduklarını söyler.) [Neml 82, Tefsir-i Kurtubi]
İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Dabbet-ül-arz denilen hayvan, asa-i Musa ile mümine dokunur, alnına cennetlik yazılır, yüzü nurlanır. Kâfire, mühr-ü Süleyman’ı vurur, cehennemlik yazılır, yüzü simsiyah olur.) [Tirmizi]
(Şu üç şey ortaya çıkınca, iman etmemiş veya imanından hayır kazanmamış olana, imanı fayda vermez: Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbet-ül-arz.) [Tirmizi]
Bu kadar açık hükümleri tevil edebilmek için, ya deli veya bid’atçi olmak gerekir. Normal insan, hayvana bilgisayar diyemez.
Dabbet-ül-arz gelince artık iman fayda vermez deniyor; çünkü bu, kıyametin büyük ve açık alametlerindendir. Onu görünce, artık kimse inkâr edemeyecektir. Eğer iddia edildiği gibi, AIDS, bilgisayar veya internet olsaydı, bunlar çıkınca imanın fayda vermemesi gerekirdi. Dabbet-ül-arz çıkınca iman etmek  artık fayda vermeyeceğine göre, Dabbe bilgisayardır diyenler, niye hâlâ imansızların iman etmesi için uğraşıyorlar ki?
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Dabbet-ül-arz denilen hayvan çıkacak, gökleri bir duman kaplayıp, bütün insanlara gelip, canlarını yakacak, herkes bunun acısından dua edip, (Ya Rabbi! Bu azabı üzerimizden kaldır. Sana iman ediyoruz!) diyecektir. (2/67)

Kâbeli seccade
Sual: Kâbe, cami resimli seccadeyi, namaz kılmak için yere sermek küfür müdür?
CEVAP
Namaz kılmak için yere sermek küfür olmaz, mekruh olur. Hakaret niyetiyle yere sermek küfür olur.

Çocuk doğunca
Sual: (Çocuk doğunca başını kazıyıp, saçının ağırlığı kadar, altın veya gümüş, sadaka vermek müstehabdır) deniyor. Bir hafta sonra, saçını kazımadan tahmini verilse de olur mu?
CEVAP
Saçını kazımadan tahmini olarak verilebilir. Altın ve gümüş yerine, kâğıt para verilse ve yedinci günden sonra da verilse olur.

Allahü teala dilerse


Sual: Bir arkadaş, (Allahü teala, kullarını cehennemde yakmak istemez, kullar layık olduğu için cehenneme atıyor) dedi. Diğer bir arkadaş da, (Allahü teâlânın istemediği olmaz, Onu hâşâ mecbur eden mi var? İstemezse hiç birini yakmaz. Demek ki istiyor) dedi. Hangisi doğru?
CEVAP
Bu, kaza kader konusudur. Birkaç kelime ile izah edilmez. Bir kul, bir şey yapmak isteyince, Allahü teâlâ da dilerse o işi yaratır. Kul dilemezse, Allahü teâlâ da dilemez ve o şeyi yaratmaz. Cehenneme gidenler, kendileri istedikleri için gidiyorlar. Hâşâ Allah onlara zulmetmiyor. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın feyzleri, nimetleri, ihsanları, yani iyilikleri, her an, insanların iyisine, kötüsüne, herkese gelmektedir. Rabbimiz, herkese mal, evlat, rızık, hidayet, irşad ve selamet ve her iyiliği, fark gözetmeden göndermektedir. Fark, bunları kabulde, alabilmekte ve bazılarını da alamamak suretiyle, insanlardadır. Bir ayet-i kerime meali:
(Allahü teâlâ onlara zulmetmedi. Onlar [küfre girerek] kendilerine zulmettiler.) [Nahl 33]
İnsanlarda ihtiyar, yani seçmek kuvveti bulunmasaydı, Allahü teâlâ bu âyet-i kerimede, (Onlar, kendilerine zulmettiler) demezdi. (Mektubat-ı Rabbani)
Hâşâ zulmetmez kuluna Hudası,
Herkesin çektiği kendi cezası...

Domuz sütüyle beslenen kuzu
Sual: Domuz sütüyle beslenen bir kuzunun etini yemek caiz midir?
CEVAP
Evet, caizdir. Necaset yiyen hayvanın etinin yenebilmesi için, deve 40, sığır 20, davar 10, tavuk 3, serçe 1 gün hapsedilir. Bir başka kavilde ise, deveyle sığır 10, koyun 4, tavuk 3 gün hapsedilir, yani necaset yedirilmez. (Redd-ül-muhtar)

Kobe danası
Sual: Kobe danasının eti en iyi et kabul ediliyormuş; fakat bunlara bira da içiriliyormuş. Böyle bir hayvanın etini yemek caiz olur mu?
CEVAP
Kobe danası da, domuz sütüyle beslenen kuzu gibidir. 10 gün bira verilmezse mesele kalmaz.

Şevval ayında [bu ayda] oruç

  Şevval ayında [bu ayda] oruç

Sual: Şevval ayında oruç tutmak sevab mıdır?
CEVAP
Her zaman oruç tutmak sevabdır. Hadis-i şerifte, (Oruç, Cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır) buyuruldu. (Buhari)
Şevval ayında tutulan orucun çok sevabı vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ramazandan sonra Şevval ayında da 6 gün oruç tutan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [Taberani]
(Ramazan orucuyla Şevvalde de 6 gün oruç tutan, bir yıl oruç tutmuş sayılır.) [İbni Mace]
(Ramazan ayı orucu on aya, Ramazandan sonra tutulan 6 gün oruç da iki aya mukabil olur ki, böylece bir yıl oruç tutma sevabına kavuşulur.) [İbni Huzeyme]
Bu 6 gün orucun vakit geçirmeden, bayramdan sonra hemen tutulmasının iyi olacağı bildirilmiştir. Aralıklı tutmak da caizdir. Kazaya niyet ederek tutmalı. Nafile veya kaza oruçlarını pazartesi ve perşembe günleri tutmak daha iyidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ameller, pazartesi ve perşembe günleri arz olunur. Ben de amelimin oruçluyken arz olunmasını isterim.) [Tirmizi]
(Pazartesi ve perşembe, günahların affedildiği gün olduğu için oruç tutuyorum.) [Müslim]

Bütün yıl oruç tutmuş olmak
Sual: En az bire on sevab verildiği için, bir ay Ramazanda oruç tutan 300 gün, Şevvalde de altı gün oruç tutan 60 gün oruç tutmuş gibi olacağı, yani bütün yılı oruç tutmuş sayılacağı kitaplarda yazıyor. Farz olan Ramazan orucuyla nafile olan Şevval orucu aynı kefeye nasıl konar?
CEVAP
Her ay üç gün oruç tutanın da, bütün sene oruç tutmuş gibi sayılacağı da kitaplarda bildiriliyor. Burada farz olan Ramazan orucuyla nafile oruç kıyas edilmiyor. Bütün sene oruç tutmuş olduğu değil, hükmen oruçlu gibi sayılacağı bildiriliyor. Yoksa ömür boyu nafile oruç tutulsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Mazeretsiz Ramazan-ı şerifte bir gün oruç tutmayan, ömür boyu nafile oruç tutsa, Ramazandaki bir günün sevabına kavuşamaz. Hatta Ramazandaki farz orucunu kaza ettikten sonra, yine her gün oruç tutsa, Ramazan-ı şerifte tutulan bir gün orucun sevabına kavuşamaz. Kaza edince, yalnız borçtan kurtulur. Ramazanda tutmuş gibi sevab kazanamaz. Bir hadis-i şerif meali: (Ramazanda bir gün oruç tutmayan, onun yerine bütün yıl oruç tutsa, o bir günkü sevaba kavuşamaz.) [Tirmizi]

Vaki olanda hayır vardır

Vaki olanda hayır vardır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Çölde yaşayan bir bedevi ve ailesinin, bir horozu, bir köpeği ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırır. Bir gün tilki, horozu alıp götürür. Çoluk çocuğu üzülür. Bedevi, hakkımızda belki bu hayırlıdır diyerek onları teselli eder. Bir kurt, yüklerini taşıyan merkebini parçalar. Bedevi, üzülen çoluk çocuğunu yine, belki hakkımızda hayırlısı budur diyerek teselli eder. Bir müddet sonra kendilerine bekçilik eden köpekleri de ölür. Bedevi yine ailesini teselli eder.
Bir sabah, ilerideki birkaç çadırda yaşayanlar, esir alınarak götürülür. Hayvanlarının sesleri, merkep anırması, horoz ötmesi ve köpek havlaması, çadırda yaşayanları ele verir. Bedevinin hayvanları olmadığı için,onların varlığından haberdar olamazlar.
Mümin daima hayırlısını istemeli; çünkü biz bilemeyiz. Vaki olanda hayır vardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Bazı şeyler sizin çok zorunuza gider, çok gücünüze gider, üzülürsünüz. Bu musibet başıma nereden geldi dersiniz. Hâlbuki bilmezsiniz ki, bu sizin için hayırlıdır. Bazı şeylere çok sevinirsiniz, yaşadık dersiniz. Bilmezsiniz ki, onlar sizin için kötüdür, şerdir.)
Dünyada mümin, illet, zillet ve kılletten hâli olamaz. Yani bunlardan kurtulamaz. Ya hastalık gelir, ya aşağılanma, hakir görülme olur veya fakirlik çeker. Bunların hangisi olursa sabreder. Bu sabır onun için çok iyidir. Eğer isyan ederse felaket gelir. Hatta Peygamber efendimiz, (Fakirlik o kadar tesir eder ki, insanı küfre kadar götürebilir) buyuruyor; çünkü isyan eder. Niye bana vermiyor da, ona veriyor der, Allah korusun! Hâlbuki dert ve bela, Allahü teâlânın sevdiği kullarının boynuna attığı kementtir. Müminin sadece şükretmesi, sabretmesi lazımdır. Bir hakarete uğrayabilir; eğer hakaret mümindense, elini ayağını öpse azdır, çünkü onun din kardeşidir, onu sevmeye mahkûmdur. Allahü teâlâ böyle emretmiştir. Eğer hakaret kâfirdense, ona hiç kıymet vermez. Zira onun muhatabı o değildir. Eğer hakarete uğrayacak bir kişi varsa, o da imansız olarak ölen kişidir; çünkü onlar dünyada ve ahirette, en sonunda mutlaka zelil olacaklardır.
En büyük zenginlik, kanaattir. Fazla mal, bazen iyi, bazen kötüdür. Bir gün Musa aleyhisselam Tur-i Sina’ya giderken bir fakir, (Ya Nebiyallah, artık ben bu fakirliğe dayanamıyorum. Dua et, Cenab-ı Hak bana çok mal versin) dedi. (Hayırlısını iste!) buyurdu. (Olsun, sen dua et) dedi. (Ben Peygamberim, ısrar etme, sonra felaketin olur) buyurdu. (Sen dua et, ben zengin olmak istiyorum) dedi. Musa aleyhisselam dua edince, Cenab-ı Hak, (Senin hatırın için veririm) buyurdu. Bir zaman sonra, Musa aleyhisselam aynı yerden geçerken, görevlilerin o adamın boynunu vuracaklarını görünce, ne olduğunu sordu. (Yâ Musa, bu adam fakirken halim selimdi. Sonra zengin olunca, şımarıp çok azdı ve haksız olarak birisini öldürdü. Şimdi verilen hükmü infaz edeceğiz) dediler.

Seyyid-ül-beşer




Sual: (Peygamber de bizim gibi insandır, ölünce o da bizim gibi işitmez, Kur’anı getirmekle postacılık görevi bitmiştir) diyen birisi, delil olarak da, Müminun suresinin 33. ayetini gösterdi. Peygamberimiz için böyle söylemek caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler dediler ki: “Bu [peygamber], sadece sizin gibi bir insandır, sizin gibi yer içer. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur.”) [Müminun 33, 34]
Görüldüğü gibi, (O da bizim gibi veya sizin gibi insandır) sözü kâfirlere aittir. Kâfirlerin sözünü de, ancak süper mezhepsiz olan söyler. Kâfirler, yiyip içmeyen, melek gibi bir peygamber istiyorlardı. Resulullah efendimiz, elbette cin ve melek değildir. Beşerdir; ama seyyid-ül beşer, yani insanların efendisidir. Âlemlere rahmettir. Bizim gibi değildir, hem Resul, hem de Nebi olan bir peygamberdir. Kabrinde ölü değildir, işitir ve namaz kılar. Peygamber olmayan insanlarla, peygamber mukayese edilmez.

Kaza kılarken
Sual: Sabah namazının vakti girince nafile kılmak caiz olmadığına göre, sabah namazı kazaya kalınca, kuşluk vaktinde sünnetini kılarken, sübha ve kuşluk namazına da niyet edilebilir mi?
CEVAP
Evet, niyet edilebilir. Kaza kılarken, kuşluk, sübha, tehıyyetül mescid gibi nafile namazlara da niyet edilir.

Minyatür resim
Sual: Minyatür resmi de, resim hükmünde midir?
CEVAP
Evet.

Niyetsiz oruç olmaz




Sual: Gece vardiyasında çalışıyorum. Ramazan orucuna niyet etmeyi unutup yattım. Uyandığımda öğle ezanları okunuyordu. Artık niyet edilmez dediler. Ben de belki bir çaresi vardır diye akşama kadar bir şey yiyip içmedim. Oruçlu gibi durdum. Bu orucu kaza etmem gerekir mi?
CEVAP
Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ancak böyle istisnai durumlarda, ibadeti kurtarmak için, zayıf da olsa başka kavil veya diğer hak mezheplerde bir çaresi varsa, o taklit edilerek ibadet kurtarılır. Bu hususta zayıf da olsa bir kavil vardır. Hanefi imamlarından İmam-ı Züfer’e göre, orucunuz sahihtir. Bu imama göre, niyet unutulmuşsa veya herhangi bir sebeple niyet edilmemişse, o gün orucu bozan bir şey de yapılmadıysa oruç tutulmuş olur. Böyle zaruri durumlarda İmam-ı Züfer’in kavliyle amel etmek caiz olur.

Bir aylık oruca niyet
Sual: Ramazanın başında, ramazanın sonuna kadar oruç tutacağıma niyet ettim. Ondan sonra niyet etmeden oruçlarımı tuttum. Sonradan her gün için ayrı niyet edilmesi gerektiğini öğrendim. Bu oruçlarımı kaza etmem mi gerekir?
CEVAP
Her gün ayrı ayrı niyet etmek gerekir; fakat illa dille söylemek gerekmez. Mesela, sahura kalkmak niyettir. Yarın oruç tutacağım diye düşünmek niyettir. Sahura kalkıp oruç tutmak niyetiyle yatan kimse sahura kalkamasa bile, ertesi gün oruç tutmaya niyet ederek yattığı için yine oruç için niyet etmiş olur. Buna benzer niyet olabilecek hiçbir şey yoksa Maliki mezhebi taklit edilir. Maliki mezhebinde, Ramazanın başında bir kere niyet etmek yetişir. (O oruçları, Maliki mezhebine göre tuttum) denirse, kaza etmek gerekmez. Yukarıda bildirildiği gibi İmam-ı Züfer’e göre de, oruçlar sahih olur.

Niyeti unutan Şafii
Sual: Şafiiyim. Akşam niyet etmeden yattım. Uyanınca güneşin doğduğunu gördüm. Şafii’de imsak vaktinden önce niyet etmek şarttır. Bu durumda Hanefi’yi taklit edip oruca devam edebilir miyim?
CEVAP
Elbette taklit etmek gerekir. Sadece o gün, Hanefi’ye de uygun oruç tutulur. Bugünkü orucumu Hanefi mezhebine uyarak tutuyorum demek yeterli olur.

Oruçluyken ölmek
Sual: Abdestliyken ölen şehid oluyor. Oruçluyken ölene de bir ecir var mıdır?
CEVAP
Evet, ecri büyüktür. Bir hadis-i şerifte, (Oruçluyken ölen Cennete girer) buyuruldu. (Bezzar)

İki elin bir hareketi

İki elin bir hareketi

Sual: (İki elin bir hareketi namazı bozar) deniyor. Bu her zaman böyle midir?
CEVAP
Kitaplarda, (İki elle bir hareket de, bozar denildi) deniyor. Denildi ifadesi, bu kavlin zayıf olduğunu gösterir. Ancak amel-i kesir olursa o zaman bozar. Mesela şunlar mekruhtur:
1- İki ele dayanarak kalkmak veya iki ele dayanarak oturmak mekruhtur.
2- Secdeye inerken pantolon paçalarını iki elle çekmek mekruhtur.
3- İki elin parmaklarını birbirleri arasına koymak mekruhtur.
4- Rükûa eğilirken ve kalkarken iki eli kulaklara kaldırmak mekruhtur.
5- Namazda, secde yerinden taşı, toprağı elleriyle süpürmek mekruhtur.
İki elle yapılması âdet olan bir iş amel-i kesirdir. İki elle yapılan bir iş, bir elle de yapılsa yine namazı bozar. Mesela, sarık sarmak, elbise giymek, düşmekte olan pantolonunu çekip kayışını bağlamak gibi iki elle yapılması gereken işler, bir elle de yapılsa, amel-i kesir olur, namazı bozar. Bir kadının açılan başörtüsünü, az bir hareketle örtmesi mümkün olmazsa, kapatmaya uğraşması amel-i kesir olup, namazı bozar.
Bir elle yapılması âdet olan iş amel-i kalildir. İki elle yapılsa da namazı bozmaz. Mesela pantolonun fermuarını kapatmak, yanında duran elektrik düğmesine basıp elektrikleri yakmak veya söndürmek yahut açık kapıyı elle iterek kapatmak amel-i kalildir, bunlar iki elle de yapılsa namazı bozmaz.

Yanık yemek
Sual: Kızartılan yiyeceklerin çok kızarmış yerini yemek haram mıdır?
CEVAP
Hayır, haram değildir. Yanmışsa ve yanık da vücuda zarar verecek kadar çoksa, o zaman yenmez.

Kurtlu elma yemek
Sual: Kurtlu elmanın, kurt yenmiş yerini atıp o elmayı yemek haram mıdır?
CEVAP
Hayır, hiçbir mahzuru olmaz.

Kadir gecesinin önemi




Sual: Kadir gecesinin önemi nedir?
CEVAP
Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, bu ümmete mahsus bir gecedir. Başka peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, ondan önce kimseye vermedi.) [Deylemi]
Resulullaha, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti. Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup, Habibinin kalbini ferahlandırdı. (İ. Malik)
Resulullah efendimiz, (Benî İsrail peygamberlerinden, 80 yıl Allahü teâlâya ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret ettiler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam gelip, (Ya Resulallah, senin ümmetin bu peygamberlerin 80 yıllık ibadetine şaşarlar. Allah sana ondan iyisini gönderdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Tefsir-i Mugni)
İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Sevabını Allah’tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari]
(Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur’an-ı kerimi hatmetmekten daha sevabdır. Kadir gecesinde bir (Sübhanallah), bir (Elhamdülillah), bir (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni]
Kadir gecesi Ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar. O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli. Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli. Orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı. Evliya halk arasında gizli olduğu için herkese iyi muamele etmeli.
Resulullah, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerîmün tühıbbül afve fa’fü annî) duasını okurdu. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerîmsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.
 

Kefaret namazı




Sual: Ramazan ayının son Cuma namazından sonra kefaret-i namaz denilen dört rekâtlık namaz kılınırsa, bütün kaza borçlarının, affedileceği söylenmektedir. Bu kefaret namazı nasıl kılınır?
CEVAP
Kefaret namazı kılmakla kaza borçları affedilmez. Sadece, namazları vaktinde kılmama ve geciktirme günahları için, yapılan tevbenin kabulüne vesile olur. Dört rekât kılınır. Her rekâtında, bir Fatiha, bir Âyet-el kürsi ve 10 Kevser suresi okunur. (Kazaya bıraktığım ve kazasını geciktirdiğim namazların günahlarının affolması için bu namazı kılmaya) diye niyet edilir.
S. Ebediyye kitabında şöyle bildiriliyor: Kefaret-i namaz ve mübarek zamanlarda yapılan diğer ibadetler, kaza edilmiş olan farz namazların, kazaya bırakma ve kazasını geciktirme günahlarının affolması maksadıyla yapılan tevbenin, kabul olması içindir. Yoksa kılınmamış namazlar, kaza edilmedikçe, hiçbir suretle affolmaz. Nitekim oruç kefareti de, oruç borcunu ödemiyor. Gün sayısınca orucun ayrıca kaza edilmesi de lazım oluyor.

Yemek artığı ve pirinç tanesi
Sual: Diş arasında kalan, nohuttan küçük yemek artıklarını yutmanın orucu bozmayacağı bildiriliyor. Peki, nohuttan küçük bir pirinç veya buğday tanesini yutmak orucu niye bozuyor?
CEVAP
Diş arasında kalan yemek artığı, dışarıdan alınmış olmuyor. Pirinç tanesi dışarıdan alınıyor. Oruçluyken, pişmiş bir pirinç tanesi, nohuttan küçük olduğu halde yenirse kefaret de gerekiyor. Pişmemiş pirinç yenirse kaza gerekiyor; ama dinimizin emrine göre, diş arasında kalan pişmiş pirinç tanesi [pilav] yutulursa oruç bozulmuyor. Namaz esnasında yutarsa namaz da bozulmuyor; ama dışarıdan bir pirinç tanesi alıp yutsa namazı bozuluyor. Demek ki, diş arasında kalanı yutmakla, dışarıdan alıp yutmak farklıdır.

Çiğ pirinç yemek
Sual: Oruçluyken, pişmiş bir pirinç veya bir mercimek tanesi yenirse kefaret gerekiyor da, bunların pişmemişi yenince niye kaza gerekiyor?
CEVAP
Bunun gibi, az tuz yemek kefaret gerektirirken, bir kaşık tuz yemek kefareti gerektirmez.
Toprak yemek kefareti gerektirmezken, kilermeni denilen toprağı yemek kefaret gerektirir.
Fındığı kabuğuyla yutmak kefaret gerektirmez; ama kabuğunu çıkarıp içini yutmak gerektirir.
Pişmemiş pirinç gibi, bunlar da, ilaç ve gıda olarak yenmesi âdet olmadığı için kefaret gerektirmiyor. Demek ki ölçü, ilaç ve gıda olarak yenmesinin, âdet olup olmamasına bağlıdır.
Kilermeni de topraktır; ama ilaç olarak yendiği için kefaret gerektiriyor. Aşeren hamile kadınlar veya bazı çocuklar, kil ve kireç gibi toprak yerler. Bunların da bu hususa dikkat etmeleri gerekir.