ÇOCUKLUĞUMUZDA...


blank?ui=2&view=att&th=1269ea177aa2c9ea&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269ea177aa2c9ea&zw
Bizim çocukluğumuzda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babanım bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya,zıplaya yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacacı evine gidip gelen (...ki;sadece çişi gelen giderdi evine)elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...
Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında 'vale'lerin, 'bady'lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?
Yoksa birileri mi böyle istedi?..
'Her toplum hakettiği gibi yönetilir'derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi?

Kim yazmış bilmiyorum. Taa uzaklardan bir selam gibi geldi bana.
Üzerimde kalmasın, o yüzden "sana" gönderiyorum. Umarım seninde üzerinizde kalmaz bu selam. Sen de başkalarına gönderirsin.)
İyiki yukardakileri yaşadık çok mutluyum ama kaybolan değerlerimiz,çocuklarım ve geleceğimiz adına da maalesef üzülüyorum...




Neden Bu Kadar Çok Hadis Var?

Fethullah Gülen   
05.02.2010
Hadis-i şerifler hakkında söz söyleyen birtakım müsteşrikler ve onların İslâm dünyasındaki takipçileri, hadislerin sayısının çok yüksek olduğunu ve bilhassa bazı sahabilerin çok fazla hadis rivayet ettiklerini ileri sürmektedirler. Bu şekilde sahih hadislere ve sünnet-i sahihaya gölge düşürmeye çalışmakta ve bu kadar çok sayıda hadisin Efendimiz'den (sallallâhu aleyhi ve sellem) sâdır olmasının imkânsızlığını iddia etmektedirler.
Benzeri iddialar gibi böyle bir iddianın da mesnetsizliği ve tutarsızlığı ortadadır. Bir defa, hadisin İslâm dinindeki yeri ve Müslümanın hayatındaki ehemmiyeti çok büyüktür. Sahabe-i kiram hezerâtı (aleyhimürrahmetü ve'r-rıdvan) her zaman bunun şuurundaydı.
Evet, dünya ve ukbâ saadetini O'nun söz ve davranışlarının deşifre edilip hayata geçirilmesinde gören sahabi-nâm kudsîler topluluğu, O zâtın mübarek dudaklarından dökülecek her incinin en harîs talibiydiler. Bu itibarla da O'nun mübarek sözlerinin, fiil ve takrîrlerinin bir tekini bile kaçırmıyor, belliyor, müzakere ediyor ve hafızalarına nakşettikten sonra hayatlarına düstur ediniyorlardı.
Onlar, tam yirmi üç yıl aralarında kalan Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) her hareketini yakından takip ediyor, O'nu hayatlarının her safhasında, her faslında, her dönemecinde aynen taklit ediyorlardı. O da, hayatları ve ukbâları için her şeyi, hem onlara, hem de, kıyamete kadar gelecek bütün mü'minlere, anlayacakları şekilde ve bir bir anlatıyordu. Ebû Zeyd Amr b. Ahtab'ın ifadesiyle:
"Bazen, sabah namazını kıldırıp minbere çıkıyor ve öğleye kadar konuşuyordu. Öğle ezanı okununca, minberden inip öğle namazını kıldırıyor, tekrar minbere çıkıyor ve ikindi vaktine kadar konuşuyordu. İkindi ezanı okununca, inip ikindi namazını kıldırıyor; ardından tekrar minbere çıkıyor ve akşama kadar konuşuyordu. O, bütün bu konuşmalarında, kâinatın var edildiği andan kıyamete, ondan haşr ü neşrin meydana geleceği âna, ondan da Cennet ve Cehennem'in sergileneceği, teşhir edileceği âna kadar gelip geçen ve ileride meydana gelecek olan her şeyi şerhediyor ve gözler önüne seriyordu." (Müslim, fiten 25; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/341; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 17/28)
Ve bir mânâda 23 yıl O'nunla beraber bulunan sahabe, bütün bunları belliyor ve yine O'nun ifadesiyle, bunlara âdeta "dişleriyle tutunuyordu." Sahabenin önünde namaz kıldırıyor, sonra dönüp: "Beni nasıl kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın." (Buhârî, ezan 18; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 5/53) buyuruyordu. Ashabının önünde haccediyor ve: "Menâsikinizi benden alın." buyuruyordu. (Nesâî, menâsik 220; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/318)
Hatırası Bile İpeklere Sarılıp Saklanırsa...
Bu durumda, elbette sahabe, O'nun her adımını, her sözünü takip edip belleyecek, hıfzedip hayatına hayat yapacak ve tabiî ki onları aynı zamanda gelecek nesillere de nakledecekti. Çünkü onlar, Allah Resûlü'ne çok bağlıydılar. O'nun her söz ve davranışının, Cennet'e açılan birer kapı olduğuna inanıyor -Biz de yürekten onun öyle olduğunu kabul ediyoruz- O'nu içten seviyor ve değil hadisini, saçının, sakalının mübarek bir telini bile kapıp kaçırıyor ve muhafaza mevzuunda âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. O'ndan intikal eden her şey mübarek bir hatıra ve sonsuzdan gelmiş bir emanet gibi telakki ediliyordu.
Ben şahsen, gözümde büyüttüğüm bazı zatların benimle alâkalı, iltifatkâr veya ırgalayıcı sözlerini, terğîb ve terhîbe dair ifadelerini hiç unutmamış ve değirmen taşları gibi beni defaatle aralarında öğüten hâdiselere rağmen, onları hafızamda hep muhafaza etmişimdir. İhtimal, her Müslüman için de durum aynıdır.
Şimdi, her bir mü'min, gözünde büyüttüğü zatların, hem de Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) kapısının ancak kıtmîri olabilecek zatların, kendisiyle alâkalı sözlerini unutmaz ve hele onlardan kalan bazı hatıraları mukaddes birer emanet gibi ipeklere sarıp saklarsa, kendilerini birden vahşetten medeniyete, cehaletten insanların mürebbileri olmaya çıkaran Allah Resûlü'nün, her biri birer lâl ü güher olan sözlerini, davranışlarını hem de sahabe gibi temiz ve mert fıtratların unutmalarına imkân var mıdır? Yoktur ve unutmadılar da.
Siz, Ramazanlarda lihye-i saadeti (Efendimiz'in mübarek sakalları) görmek için camilere koşuşur, tabir caizse, kıran kırana mücadele verirsiniz; O'nu bu kadar yakından tanıyanların, O'nun hatıralarına hürmetsizlik edeceklerine nasıl ihtimal verebilirsiniz?
Enes, O'ndan kalan mestleri göğsüne bastırırken, biri kapıverir diye ödü kopuyordu. Şam'da, Mü'minlerin Emîri Muaviye'nin, birisinde Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir cübbe bulunduğunu duyunca o cübbeyi almak için o kişinin ağırlığınca altın teklif etmesi tabiî değil miydi? O'nun matarasını bile senelerce muhafaza ettiler. Oku, yayı ve daha bazı hatıraları bugün hâlâ Topkapı Sarayı'nda gözlerimize neş'e ve sevinç saçıyor. Yavuz, getirip Topkapı Sarayı'na yerleştirdiği o mukaddes emanetlerin başında, bir lâhza ara vermeden gece gündüz Kur'ân okuttu ve bu müstahsen âdet bugün hala devam ediyor. Yedi değil, belki yetmiş düvele hükmeden ve üç kıt'ada hükümran olan Devlet-i Osmaniye'nin sultanı, Sultan Ahmed, O'nun mübarek ayağının bastığı çamur kalıbını tacına sorguç yapmayı düşünüyor ve: "N'ola tâcım gibi başımda gezdirsem kadem-i pâkini" diyerek tebcilde bulunuyordu.
Şimdi, asırlarca sonra gelenler O'nun mübarek hatıralarına böyle saygı gösterir de, O'nunla birlikte yaşamış Sahabe-i kiram, O'na hiç hürmetsizlik eder mi? Asla! Kaldı ki, hatıra dediğimiz şeylerden hiçbirinin, mü'minin hayatı noktasında sünnetin bir meselesine denk olamayacağı açıktır. O'nun hatıraları böyle korunur ve temcid edilirken, hadisleri, sünneti elbette daha bir dikkatle korunacaktı ve öyle de oldu.
Hazreti Ömer'in Hassasiyeti
Ahmed İbn Hanbel naklediyor: Hz. Ömer Efendimiz (radıyallâhu anh), Cuma namazına giderken, Hz. Abbas'ın evinin duvarının dibinden geçiyordu ki, o esnada, damdaki suyu savan oluktan iki damla kan Hz. Ömer'in cübbesine damladı. Emîrü'l-mü'minînin canı sıkıldı ve: "Kim bu damın üstünde hayvan boğazlıyor da, kanı oluktan aşağı damlayıp, üstümü kirletiyor!" diye, elinin ucuyla dokunup, oluğu aşağı düşürdü. Sonra da cübbesini değiştirip mescide geldi.. hutbesini irad buyurdu.. ardından, gördüğü yanlışlıklar mevzuunda her zaman yaptığı gibi, cemaati ikaz sadedinde:
"Cemaat, yanlış şeyler yapıyorsunuz. Gelirken, falan duvarın dibinden geçiyordum. Bir oluktan üzerime kan damladı; ben de elimin tersiyle itip, o oluğu düşürdüm." dedi. Onun sözü henüz bitmişti ki, Hz. Abbas, beyninden vurulmuş gibi yerinden fırladı ve: "Yâ Ömer, sen ne yaptın? Ben bu gözlerimle gördüm; o oluğu oraya bizzat Resûl-i Ekrem kendi elleriyle koymuştu." dedi ve durdu.
Bu sözler Ömer'in ayaklarının bağını çözmeye yetmişti.. develerin boynunu büküp altına alan koca Ömer, minbere yıkılıverdi ve Hz. Abbas'a (radıyallâhu anh) and verdirdi:

"Vallahi, ben başımı o duvarın dibine koyacağım. Sen de, ayağınla başımın şurasına basacak ve çıkıp, elinle o oluğu yerine koyacaksın. Koyacağın âna kadar da başımı yerden kaldırmayacağım!"
... Ve gittiler.. dev halife, cihanın başına taç o mübarek başını Hz. Abbas'ın ayaklarının altına koydu; bir tarafta Allah Resûlü'nün koyduğu oluk, diğer tarafta, en yakın arkadaşı, Mü'minlerin Emîri, Halife-i Rûy-i Zemin, mülhemûndan büyük bir velinin başına basma arasında kalan Hz. Abbas. Bastı halifenin başına ve Allah Resûlü'nden geriye kalan oluğu yerine koydu. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/210; İbnü'l-Cevzî, Sıfatü's-safve, 1/285)
Evet, O'ndan kalan en küçük hatıraya bile bu denli duyarlı, bu denli titiz olan bir cemaatin ve bu denli uyanık bir neslin, O'nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadislerine gözlerini kapaması herhâlde düşünülemez. Çünkü hadis, din demektir; hayat demektir; Allah Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakikati, sufîlerin ifadesiyle "Hakikat-i Ahmediye"; ve bizim de "dünya-ukbâ saadet köprümüz" demektir. Bu konuya inşaallah önümüzdeki hafta da devam edeceğiz.
Özetle
  • Dünya ve ukbâ saadetini Efendimiz'in söz ve davranışlarının deşifre edilip hayata geçirilmesinde gören sahabi-nâm kudsîler topluluğu, O zâtın mübarek dudaklarından dökülecek her incinin en harîs talibiydiler.
  • Sahabe, Efendimiz'in değil hadisini, saçının, sakalının mübarek bir telini bile kapıp kaçırıyor ve muhafaza mevzuunda âdeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. O'ndan intikal eden her şey sonsuzdan gelmiş bir emanet telakki ediliyordu.
  • Hatıra dediğimiz şeylerden hiçbiri, mü'minin hayatı noktasında sünnetin herhangi bir meselesine denk değildir. O'nun hatıraları bile böyle titizlikle korunurken, sünneti elbette daha bir dikkatle korunacaktı ve öyle de oldu.
Haftanın Duası
Bizi sıyanet buyur ey biricik Koruyanımız.. dinimize ve dünyaya müteallik bütün işlerimizde insî ve cinnî şeytanların, durmadan kötülüğü emredip duran nefs-i emmarenin vereceği zararlardan, inanan kullarına karşı kalpleri kin ve nefret duygularıyla dopdolu düşmanların saldırgan davranışlarından bizi muhafaza et, ey her zaman inayetiyle bizimle beraber olan Rabbimiz.. onların tuzaklarından, komplolarından bizi ve gönlünü Senin dinine vermiş bütün inananları himaye eyle..
Sözün Özü
Bir insan, marifet ufku açısından kendisini Cenâb-ı Hakk'a çok yakın hissediyorsa, onun her hareketinin harem dairesine uygun olması gerekir. Gayri o, sokakta değildir, giriş kapısında değildir, koridorda ya da bekleme salonunda da değildir; harem dairesine girmiş, otağını sarây-ı hümâyunun merkez noktasına kurmuştur. Harem dairesindeki tavır ve davranışlar tamamen hususîdir. Bu, belli seviyenin insanlarının özel hallerine ait hususî bir münasebettir; o münasebete göre de, hususî bir mükellefiyet ve ona göre de bir fedakârlık söz konusudur.
Son Güncelleme ( 05.02.2010 )

MÜZİGİN DİNDEKİ YERİ ...

blank?ui=2&view=att&th=1269e561a898fa46&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269e561a898fa46&zw
Simanın caiz olduğu ve caiz olmadığı yerler vardır. Bazıları, kitaplardaki sima kelimesini çalgı olarak tercüme ettikleri için mubah çalgılar da var zannedilmektedir. Aşağıdaki yazıların tamamı İslam âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Nereden alındığı da sonunda yazılıdır. Kendimize ait tek cümle yoktur.
Aletsiz, çalgısız nağmeli sese sima denir. Çalgı aleti ile birlikte olan insan sesine gına [müzik] denir. Gına haramdır. (Dürr-ül mearif)
Lokman suresinin 6. âyetindeki lehv-el hadis ifadesini âlimler musiki, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbni Mesud hazretleri yemin ederek lehv-el hadis’ten kasıt, çalgı aleti ve musiki olduğunu söylemiştir. (Tefsir-i ibni kesir, Tefsir-i medarik) [İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]
(Mevahib-i aliyye) ismindeki tefsirde, lehv-el hadis âyeti şöyle tefsir ediliyor:
Yalan hikayeler yazarak veya şarkıcı kadınlar tutup herkese ses nağmeleri dinleterek, Kur’an dinlemelerine engel olmaya çalışanlara Cehennem ateşini müjdele! (Mevâkib tefsiri)
Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:
(Üçü hariç, her lehv bâtıldır.) [Deylemi]
Demek ki lehv, bir oyun, bir eğlence, bir çalgı olduğu için böyle buyuruluyor.
Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz... bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir. (Şeyhzade)
Müfessirler Enam suresinin 70. âyetini, (Dinlerini [şarkı ile, musiki ile] oyun ve eğlence haline sokanlardan uzak dur) şeklinde tefsir etmişlerdir.
(Şimdi siz bu söze [Kur’âna] mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz gafletle oynuyorsunuz.) [Necm 59-61]
Medarik tefsirinde entüm samidün ifadesi, (Kur'an okunduğunu işittikleri zaman onu dinletmemek için teganniye [şarkı türkü söyleyerek şamataya] başlarlar, oynarlardı) diye açıklanıyor. İbni Abbas ve Mücahid hazretleri de bu ifadenin şarkı olduğunu söylemiştir. (İgaset-ül-Lehfan)
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Peygamberin emrine uyun, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157]
(O, kendisine vahyedilenden başkasını söylemez.) [Necm 3, 4]
(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]
(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]
(Kur'anı sana insanlara açıklayasın diye indirdik.) [Nahl 44]
Şimdi Resulullah efendimiz, yukarıdaki âyet-i kerimeleri nasıl açıklamışsa ona bakalım:
(İlk teganni eden şeytandır.) [Taberani]
(Sesini gına ile yükseltene şeytan musallat olur.) [Deylemi]
(Rahmet melekleri, ceres, [çan, zil, çıngırak] bulunan yere girmez.) [Nesai]
(Rahmet melekleri, köpek ve çan bulunan kafileye yaklaşmaz.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi]
(Ceres, şeytanın mizmarıdır.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai] [Mizmar çalgıdır]
(Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır. Parası da haramdır. Kimin eti haramdan beslendi ise, ona Cehennem ateşi layıktır.) [Taberani]
(Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.) [İ.Ahmed]
(Bir zaman gelecek, ümmetimden bazısı, zinayı, ipek giymeyi, içki içmeyi, mizmarı [çalgıyı] helal addedecektir.) [Buhari]
(Musiki, zinaya yol açar.) [Mektubat-ı Rabbani 3/41]
(Musiki, kalbde nifak hasıl eder.) [Beyheki]
(Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalbde nifakı büyütür. Allah’a yemin ederim ki, suyun otu büyüttüğü gibi, Kur’an ve zikir de, kalbde imanı büyütür.) [Deylemi]
(Rabbim bana içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı.) [İ. Ahmed]
(Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.) [Begavi]
(Ümmetimden bazıları, içkilere başka isim vererek içerler. Şarkıcı kadın ve çalgı aletleriyle eğlenirler. Allahü teâlâ, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar.) [İbni Mace]
(Şu beş şey zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Birbiriyle lanetleşme, içki içme, ipekli giyme, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla iktifa etmesi.) [Deylemi, Hâkim]
(Ben, mizmarları [çalgıları], putları yok etmek için de gönderildim.) [İ.Ahmed, Ebu Nuaym, İbni Neccar]
(İblis, yer yüzüne indikten sonra, ya Rabbi bana ev ver dedi. Hamamlar senin evin. Yemek istedi. Besmelesiz yenen yemekler senin denildi. Müezzin istedi. Mizmarlar [çalgılar] müezzinin denildi. Yazıların dövme, hadislerin yalandır. Resulün [elçin] kâhinler, falcılar, tuzağın da kadınlardır.) [İbni Ebiddünya, İbni Cerir]
(İblis, benim kitabım nedir dedi. Senin kitabın dövmedir, içeceğin sarhoşluk veren her içki, sadakatin yalan, müezzinin mizmarlar [çalgılar], mescitlerin de çarşılardır denildi.) [Taberani]
(İki ses, melundur: Nimete kavuşunca [mizmar]çalgı, musibete maruz kalınca feryat.) [Bezzar]
(Allahü teâlânın gazabına sebep olan şeyler: Acıkmadan yemek, uykusu yokken uyumak, tuhaf bir şey olmadan gülmek, musibette feryat etmek, nimete kavuşunca mizmar [çalgı çalmak].) [Deylemi]
(Şarkıcı ve çalgıcı kadınlar çoğalınca, içkiler her yerde içilince, yere batmalar görülecek, gökten taş yağacaktır.) [Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace, İ.Ahmed]
(Şunlar gelmeden önce salih amel işlemekte acele edin. Sefihler başa geçmeden, güvenlik kuvvetleri çoğalmadan, hüküm rüşvetle satılmadan, adam öldürme hafife alınmadan, akraba ziyareti kesilmeden, Kur’an mizmarlardan okunmadan, Kur’anı şarkı gibi okuyanlar öne geçmeden.) [Taberani]
(Kur'an mizmarlardan okunduğu zaman ölebilirsen öl.) [Taberani]
(Kur'anı mizmarlardan [çalgı aletlerinden] okuyanlara Allah lanet eder.) [Müsamere]
(Şu 15 kötü haslet işlendiği zaman ümmetim belaya maruz kalır:
1- Ganimete hıyanet edilince
2- Emanetin ganimet sayılınca
3- Zekat cereme kabul edilince
4- Erkek karısına itaat edince
5- Evlat ana babaya isyan edince
6- Kişi, arkadaşına itaat edince
7- Babaya cefa edilince
8- Toplantılarda yüksek sesle konuşulunca
9- En rezil kimse iş başına geçince
10- Şerrinden korkulan kimseye ikram edilince
11- Her yerde içki içilince
12- Erkekler ipek giyinince
13- Şarkıcı kadınlar çoğalınca
14- Çalgı aletleri yayılınca
15- Sonra gelenler, önceki âlimlere lanet edip onları kötülediği zaman.) [Tirmizi]


HAYIRLI CUMALAR.

blank?ui=2&view=att&th=1269d1d53defe6b1&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d1d53defe6b1&zw
BANA ÖYLE BİR SEVGİ VER Kİ sonsuz bir hazine gibi bitmesin,çoğalsın daha da sevdikçe,doldursun sarsın çevremi.Düşmanlarımı da sevebileyim.
BANA ÖYLE BİR DUYGU VER Kİ ne zaman ve hangi ülkede olursa olsun,insanların dertleriyle üzülebileyim,mutluluklarıyla gülebileyim.
BANA ÖYLE SAĞLIK VER Kİ düşünebileyim,konuşabileyim
BANA ÖYLE BİLGİ VER Kİ bildikçe bilmediğimi anlayayaım.
BANA ÖYLE BİR ERDEM VER Ki ibadet bileyim iyilik etmeyi ve sevinçten buğulanmış gözlerle, teşekkür edenlere:'bir şey yapmadım ,anımsamıyorum'diyebileyim.
BANA ÖYLE BİR GÜÇ VER Kİ herkesten daha çok çalışabileyim.tutsak düşmeyeyim doğanın koşullarına.sevdiklerim  ve cocuklarımı da mutlu et ki mutluluğu başkalarına da götürebileyim.
BANA ÖYLE BİR RUH VER Ki canı yanar ,tutuşur,amaçsız bırakma dünyada.hep ulaşmak istediğim hedefe doğru koşabileyim.
BANA ÖYLE BİR YETENEK VER Kİ iyi ,anne,iyi komşu,iyi arkadaş,iyi vatandaş olabileyim.
BANA ÖYLE BİR SABIR VER Kİ sukünetin büyük kuvvet olduğunu bulayım,durabileyim,sorabileyim,düşünebileyim.
günlük yaşamımda ''ben''yerine,daha çok''sen'' sözcüğünü kullanabileyim.
mutlu olanlara mutsuzluğumdan,mutsuz olanlara mutluluğumdan söz etmeyeyim.
BANA ÖYLE BİR İRADE VER Kİ birgün yenilip içimdeki şeytanın kurallarına doğru yönelirsem; bu bir düşünce ise düşüncemi,bu bir adım ise ayağımı,bu bir uzanma ise elimi durdurabileyim.
BANA ÖYLE BİR ALIŞKANLIK VER Kİ her gece bir an olsun yorganımı başıma çekip kendimi eleştirebileyim.
BANA ÖYLE BİR UMUT VER Kİ bugüne kadar yapmış olduğum hatalar için karamsarlığa düşmeyeyim.herşeyden aklanmış olarak yaşama yeniden başlamak üzere bağışlanabileceğimi bileyim.
BANA ÖYLE BİR ANLAYIŞ VERKİ düşünebildiğim,yargılayabildiği m,inandığım,kahrolduğum,varolduğum şu anda bu sözleri söyleyebildiğim için şükredebileyim.
BÜTÜN BU BAĞLARIM YAŞAMIMLA İLGİLİ OLANLARDIR.ÖLÜMÜMÜN NEREDE NE ZAMAN
VE NASIL OLACAĞINI BİLEMEM.
yalnız; BANA ÖYLE BİR TALİH VER Kİ yıllar sonra beni hatırlayanlar ''herkese iyilik eden,tüm insanları seven,o düzeyde de sevilen bir kişiydi'' diye konuşsunlar ve ben de huzur içinde olabileyim...




blank?ui=2&view=att&th=1269d1ebcb5f7e9f&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d1ebcb5f7e9f&zw


MEVLÂNA CELALEDDİN_İ RUMİ'DEN

blank?ui=2&view=att&th=1269d258c70ac73c&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d258c70ac73c&zw
blank?ui=2&view=att&th=1269d278f3d43b62&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d278f3d43b62&zw

** Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Eşekten şeker esirgenmez ama eşek

yaratılışı bakımından otu beğenir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw

** Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
** Leş, bize göre rezildir ama, domuza,

köpeğe şekerdir, helvadır.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,

kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Pisler, pisliklerini yapar ama

sular da temizlemeye çalışır.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten,

kederi de sevinç haline sokabilir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Nasıl olur da deniz, köpeğin agzından pislenir,

nasıl olur da güneş üflemekle söner?
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Akıl padişahı kafesi kırdı mı,

kuşların her biri bir yöne uçar.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta

aşağılık dünyadan göğe sıçrayiverir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,

inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.

Kıskançlık ateşten meydana gelir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Dünya tuzaktır. Yemi de istek.

İstek tuzaklarından kaçının.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama

susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin.

Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek,

inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,

dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Oruç tutmak güçtür, çetindir ama
Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından,

bir derde uğratmasından daha iyidir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz.
Suyu başına döksen, başı kırılmaz.
Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,

toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana,

içinde inci vardır.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir.
Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
** Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes

çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Her dil, gönlün perdesidir.

Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları

olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey
görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun

diye bu alem yok değildir.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın,

tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti.

Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da
nedir bir sevgiye harcanmadıktan,

bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor,

gama binlerce defa aferin.
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw
** Nefsin, üzüm ve hurma gibi
tatlı şeylerin sarhoşu oldukça,

ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
blank?ui=2&view=att&th=1269d282087a0f8b&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d282087a0f8b&zw


blank?ui=2&view=att&th=1269d263e333a0d3&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1269d263e333a0d3&zw