SELAM OLSUN..

?ui=2&view=att&th=125a0d6993e4b868&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_125a0d6993e4b868&zw

SELAM OLSUN..

Hamdolsun alemlerin Rabbi olan Allah' a!
Hamdolsun Rahman olana, Rahim olana!
Hamdolsun kendisinden başka ilah olmayana
Hamdolsun hakimiyette ortağı bulunmayana
Hamdolsun, bizleri yoktan var edene, yeryüzünde halife kılana
Hamdolsun Rasûller gönderene, Kitaplar indirene!
Selam olsun ! !
Allah' ın son Rasulüne!
Selam olsun dünya kuruldu kurulalı beklenene!
Selam olsun! !
Ümmetten ümmete anlatılan, anlatılan ve yolu gözlenene!
Selam olsun İbrahim' in duasına,
Selam olsun İsa' nın müjdesine,
Selam olsun Amine' nin rüyasına!
Selam olsun mazlumların sahibine,
Selam olsun kimsesizlerin kimsesine,
Selam olsun garipleri, mustazafları kanatları altında toplayana!
Selam olsun Bilal' in arkadaşına,
Selam olsun Selman' ın arkadaşına!
Selam olsun ! !
Bir yere giderken yerine İbn Ümmü Mektum' u vekil bırakana
Selam olsun ! !
Evinde peş peşe iki gün doyasıya buğday ekmeği yenmeyene!
Selam olsun 1 !
Vücudunda dalga dalga hasır izleri olana!
Selam olsun ! !
Elinde veya elinde bulunanı dağıtmadan gözüne bir türlü uyku girmeyene!
Selam olsun Allah davetçisine,
Selam olsun ! !
lşıl ışıl aydınlık saçan ' Sirac-ı Münîr' e!'
Selam olsun,
Hüzünlenince "vela yahzünke-üzülme!" diye ' ın teselli buyurduğuna!
Selam olsun ! !
Rabbin terbiy ettiğine, hem de öylesine güzel terbiye ettiğine!
Selam olsun ! !
Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilene!
Selam olsun! !
Ahlâkı Kur' an olana, hayatı Kur' an olana!
Selam olsun ! !
Yüzü bir genç kızdan daha çabuk kızarana!
Selam olsun ! !
Muhammed Aleyhisselam ile gönderilen nûru bugüne yansıtanlara!
Selam olsun ! !
Yurtlarını, yuvalarını Muhammedî nur ile aydınlatanlara!
Selam olsun ! !
Yavrularını, kalplerini, beyinlerini o Kuran' la ile doyuranlara, dolduranlara, tağutların kirletmeye çalıştığı minicik dillerini ve gönüllerini her akşam özenle temizleyenlere!
Selam olsun! !
Hayatın bütün alanlarına, zamanın bütün dilimlerine Muhammedî nuru taşıyanlara!
SELAM OLSUN HEP ÜMİT TAŞIYANLARA,ÜMİT DAĞITANARA......selam ve dua ile....
 
 
 
 
 

Rabb-i Rahimim...

?ui=2&view=att&th=1259c2a6c23197eb&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1259c2a6c23197eb&zw

Rabb-i Rahimim...

Kullarına gecenin son 3'te birinde seslenip 'Yok mu dua eden, duasını kabul edeyim! Yok mu tövbe eden, tövbesini kabul edeyim!' diyerek merhamet kapılarını sövelerine kadar açan Allahım!
Günümüzü farz ve sünnet namazlarla zenginleştirmemizi, böylece kafirlerden farkımızı ortaya koymamızı, hayatımızı yaşanır ve anlamlı kılmamızı, varlığımızın hakkını verebilmeyi nasib eyle... Sonra da geceleri bu hazine değerindeki buluşma anlarında bizi huzuruna kabul et..
Seninle en tatlı muhabbetlerin yaşandığı, yakınlığın tadının doyasıya çıkarıldığı sessiz ve huzurlu o anların müdavimlerinden eyle bizi...
En yakınlarına ve sevdiklerine sunduğun ikramları dağıttığına inandığım bu anları en hassas avcılar gibi avlayıp değerlendirmeyi talep ediyoruz ihsan ve kereminden.....
Bizi tembellikten ve cahillikten kurtar!!!
Ve..
Yar-ı Canım Resullallah Efendim'i (sav) Vesile (Cennette sadece bir kişiye nasib olacak bir makam) ile sevindir; O'nu Makam-ı Mahmud'a eriştir..
Her an her salise Gönüllerimizin Eşsiz Sultanı'nın şefaat dairesini genişlet de genişlet;ve bizleri de o şefaat ile mutlak saadete erdir:')
Geceleri Senin huzuruna gelerek mutlak imanı kazanmayı, o imanla da Senin karşında acziyetimizi tam bilmekle beraber; hayatın bütün gailelerine sıkıntılarına karşı izzetle, dimdik durabilmeyi nasip et biz kulcuklarına!
Sadece Rabbimizin önünde secdeye giden kullarını, küffara karşı kuvvetli, izzet ve şeref sahibi, celaliyle titreten azizlerden kıl!!!

Efendiler Efendisi Muhammedimiz'in (sav) o lal-ü güher ismini dünyaya yayabilmeyi, herkesin kalbinin O Güzeller Güzeli'nin sevgisiyle aşkıyla yanmasına vesile olabilmeyi diliyor ve dileniyoruz Sen'den Rabbimmmm!!!!

Bizi Canımız Cananımız En Sevgilimiz Efendimiz ile beraber eyle...
Hayatımızın hitamında (haketmesek de bu büyük payeyi) ötelere yelken açtığımızda bizi hemen O'na kavuştur, yüreklerimizi O'nunla feraha erdir..:')
Allahım!!! Bize bunca nimeti; imanı, hayatı, sağlığı... ihsan ederken hiç bir karşılık gözetmeyen cömert Rabbim!! Bu güzelliklerini de bir lahzada ihsan ediver kulcuklarına... Dünyanın onca meşgalesi arasında hala sabırla bu satırları okuyan bu kırık yüreklerin dualarına "KÜN!" hitabıyla muamelede bulunuver lütfen.....
Ve benim gibi haddi aşmışları da affediver bu samimi kulcuklarının hatrına...
amin...


?ui=2&view=att&th=1259c391ed62eb42&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_1259c391ed62eb42&zw
 

 
 
 

BUGÜN ALLAH RIZASI İÇİN NE YAPTIN

?ui=2&view=att&th=12592c26b24c13f5&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12592c26b24c13f5&zw 
 
Bugün düne ekleyebileceğin ne yaptın sevgili?
Kaç kitap okudun mesela, kaç cümlesini not ettin bir kenara? Ve kaç damla düştü içine içinden, canını yakan? Her yazılmışın en mükemmeline, zikr’e kaç kez açıldın? Kaç kez zikr açıldı sana, nur yağdı üzerine?
Bugün düne ekleyebileceğin ne yaptın sevgili?
Kızın için ne düşledin mesela, kaç kez onu sevdiğini söyledin ve kaç kez okşadın kumral, ipek saçlarını? Minik ellerini avuçlarına alıp kaç kez öptün ‘şükürler olsun’ diyerek? Ve onun, gözlerinin önünde her an biraz daha şekillenen apaçık bir müjde olduğunu kaç kez düşünüp döndün yüzünü kıbleye?

?ui=2&view=att&th=124fd8710130c1b4&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd8710130c1b4&zw
Ne yaptın bugün sevgili, içini huzur kaplayan?
Kaç kez huşû ile kapandın secdeye mesela gözlerin nemlenerek, kaç kez hissettin O’nu tam karşında? Ve merhametine kaç kez koştun tüm hatalarına rağmen? Yüreğine düşen her bir kara noktanın endişesine kapılıp kaç kez tevbe’ye sığındın ak-pak olabilmek için?
Ne yaptın bugün sevgili, yarına hazır hissetmek için kendini?
Kaç gönüle girdin mesela bir sıcak tebessümle, kaç gönül kazandın dualarına seni de alabilecekleri? Ve ‘yarın bir daha olmazsa’ endişesinden uzak yaşayabildiğini kaç kez farkediverdin? Her batan günün O’na biraz daha yaklaşmak olduğunu hissedip kaç kez kavuşma heyecanı ile yandın?

Ne yaptın bugün sevgili, yüreğini bir tüy kadar hafif hissedebilmek için?
Son kuruşuna kadar dağıtabildin mi her şeyini mesela ‘fi sebilillah’ diyerek? ‘Dünya onların olsun’ terennümü dilinde kaç kez onardın elbisendeki sökükleri? Ve O’nun va’dine inancını kaç kez yineledin? Kaç kez en sıcak uykundan ayrılıp gece buluşmasına koştun sevinçle?

Ey sevgili, ne yaptın bugün?
Kaç kapıyı çaldın mesela hiç açılmasa da, kaç kapıdan geri döndün ziyareti yarın’a erteleyerek? Ve kaç kez boynu bükük, bir gölgeye oturup ‘nasıl anlatabilirim’ sorularıyla yüreğini dağladın? Kaç kez vazgeçebildin uğruna hayatından, geride bırakacaklarını aklına bile getirmeden?

Söyle sevgili, ne yaptın bugün sokaktaki kedi için?
Açlığa direnen beden, anne sıcaklığını özleyen bebek, öksüren komşun için… Kaç kez ‘elhamdülillah’ dedin mesela? Ve kaç kez dünyaya geliş amacını tartıştın kendinle? Dün’e takılmadan, ama dün’e bir şey katarak ilerleyebildiğine kaç kez inandın?

Söyle sevgili, bugün ne yaptın?
Kaç kez hatırladın kendine gülümsemeyi ve kaç kez suçlamaktan vazgeçtin her şeyi? ‘Sevmek ölmekle başlar’ çizgisinde kaç kez bulabildin varlığını? Bu yolun tam da üzerinde gelmiş olman dünyaya, nasıl bir lütuftu senin için, kaç kez şükrettin teslimiyetin için?
Söyle sevgili söyle, kendini kurtarabilmek için kaç adım attın bugün?

 
?ui=2&view=att&th=124fd8710130c1b4&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd8710130c1b4&zw
Ruhlar giderken sonsuz bir yola
Dünyada verirler birkaç mola
Sanki... Bu geliş bir tesadüf ola
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Nefsin bugün doysa yarın yine aç
Sanma ki bedenin nefsine muhtaç
Gel şu meyhaneden vakitlice kaç
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Zaman sermayesi sanma ki çok bol
Beşikten bastona kaç adımlık yol
Bu kanun değişmez kim olursan ol
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?



?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Bir gönül kapısı bulup çaldın mı?
Bir sevgi seline boyca daldın mı?
Bir dosta bedelsiz selam verdin mi?
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?



?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Ezeli rızkına razı oldun mu?
Sabır sofrasında lezzet buldun mu?
İmanla şükredip huzur buldun mu?
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Bilmediğini bilenlere sordun mu?
İlimle aranda köprü kurdun mu?
Zarar ve karını hayra yordun mu?
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Kader ağlarından inip geldin mi?
Zorda kalmış kişiyi bildin mi?
Sana borcu vardı sildin mi?
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Merhametle hak sevgisini buldun mu?
Komşu kederiyle ortak oldun mu?
Bir yetimin şefkatiyle doldun mu?
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Gönül gözlerini açıp baksana
Veren neler vermiş dünyada sana
O’na gönderdin mi bir hamd-ü sena
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


?ui=2&view=att&th=124fd87cf406bc00&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124fd87cf406bc00&zw
Gramla yazılır yaptığın hasat
Bir zerre noksansız çıkar yedi kat
Tükenen her nefes kaybolan fırsat
SÖYLE BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?


NAMAZ...!

?ui=2&view=att&th=12591d87e79c2088&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12591d87e79c2088&zw
 
 
 
?ui=2&view=att&th=12591d9c775c77c8&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12591d9c775c77c8&zw
 
 
Yine'mi başını Secde'ye vurmadan yatacaksın
Yine'mi Melekleri ağlatıp, iblis'e kanacaksın
Söylesene!
Sen ne zaman nefsine ok atacaksın
Ne sabah kıldın!
Ne Öğle...
ne de ikindi!
Ne o...!
Yoksa Elin-Ayağın mı kilitlendi?

Akşamı da kılmadın! Hadi bari Yatsıyı kıl
Sen de...
Secdelilerin arasına katıl
Hadi be...!Sıva kollarını, ve Abdest'ini al
Vur başını Secde'ye!
Cennet'in düşüne dal

Dün iblise eğilen boynun, Bugün Allah'a eğilsin
Sen Allah'ın kulusun,
iblisin kulu değilsin

Namaz, Mü-min'in Miracıdır,

ayırma başını Secde'den. Bomba altında bile,

secde'den ayrılmadı deden
Sen de
"Vur başını Secde 'ye "

...sevinsin Seccaden

Öyle vur ki, hiç bir sey koparamasın seni Secde'den
Vur başını derken...
Anlıyorsun değil mi?...
kendi başını...

Yoksa incitme, (sebepsiz) kafirin dahi, Gözünü-kaşını

Vur başını Secde'ye"...

yani, Namaz kıl demek
Yakışıyor mu Mümin'e, Secdesiz Gün geçirmek
Tiryakisi ol...
Allah"u Ekber sözünün Senin de Nuru olsun Namaz gözünün,
Hadi durma!

Vur başını Secde'ye

Vur ki,

daha yakın ol

"EL ALİY'YE
Nefsin diyebilir ki,

"Bugün söz ver! Yarın kılarsın..."

Azrail (a.s.) ile karşılaşınca, bu sözleri daha iyi anlarsın.
 
 
 ?ui=2&view=att&th=12591d9c775c77c8&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12591d9c775c77c8&zw
 
 
?ui=2&view=att&th=12591db65b12ebb1&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12591db65b12ebb1&zw

Gülermisin Ağlarmısın?



Adamın biri elinde büyük bir bıçakla camiye dalar ve sorar:
Aranızda Müslüman olan var mı?
Korkudan kimse birşey diyemez. Birazdan yaşlı bir adam ayağa kalkar:
“Ben Müslümanım ” der.

Bıçaklı adamla yaşlı adam camiden çıkarlar.
Adam dışardaki inek sürüsünü gösterip:
amca,bunları kurban edicem de ben beceremem yardım eder misin?

Yaşlı adam baya bir hayvanı kestikten sonra “ben yoruldum başka birini bul” der.
Adam bu sefer kanlı bıçakla yine camiye girer ve sorar:
Aranızda başka Müslüman var mı?
Az önceki adamı doğradığını düşünen cemaat çok korkar ve herkes aynı anda imama bakar,

İmam:
Ne bakıyosunuz bana iki rekât namaz kıldırdık diye hemen Müslüman mı olduk? der





Sevmekle başladıysa her şey, öyle bitmeli...


 
?ui=2&view=att&th=12592c0de67066e0&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12592c0de67066e0&zw 
 
Sevmekle başladıysa her şey, öyle bitmeli…
Bir kapı aralamaktır veda çıkıp giderken… Ve bir tesellî düşer kalbin en güzel yerine… Bir başka boyutta yazılıdır sevginin adı…
Yüreğe gelen her rüzgarın bir sesi vardır, sabrı tavsiye eden… Duymak gerekir bu sesleri taa derinlerden… Bir tebessümdür yeni olan her şey…
Ve alışmaktır yüreğe serpilen her bir gözyaşına… Ve eskiye özlem, adına yeni denen her kapıyı aralamaktır aslında… Yüreğe kazılan her hâtıra için sevmektir, herkesi ve her şeyi… Eskinin hatırına yaşamaktır geleceği…
Ve anlatmaktır kâinata atılan asil imzanın sahibini… Yürekte çarpan ismini… Eskimeyen sevgisini… Yeni olan her şeyin ve mâzîdeki her nefesin sahibini… Sana, kapıları açan merhametini… Bir vasiyetse bu bırakmaktır elinin uzandığı herkese… Anlatmalıdır herkes O’nu… Kalbindeki yeri kadar, sevgisi cümle olup uçmalıdır gönüllere…
Ve hissetmelidir yaratılış sebebini… Ve ayrılığın yükü hafiflemelidir gönlündeki…
Sevmekle başladıysa her şey, öyle bitmeli…
Kollarını açıp yollarda beklemeli…
Sevmeli herkesi, hasta gönülleri iyileştirmeli… Boş sevgi cümleleri ile değil, sevgiyi yaratanı ekleyerek her bir söze, öyle kalplere girmeli…

Hoş görmeli dostları… Kırgınlıklar için vakit yokken, yarınlara gülümseyerek O’nun rızası ile başlamalı… Yürekten bir “Allah!” deyip şeytanları ağlatmalı… Ve bir umut olmak ruhunu acıtmış herkes için… Sabrı yoldaş edinmek… Reçetesi belli olan kalplerin eline ilaçlarını vermek…
Bir bahardır bu… Sevginin vakti gelmiştir… Açar her bir gönülde!.. Sabır ile sulanır ve filiz verir her bir nefesle… Anlattıkça yüce yaratıcıyı daha çok büyür içinde… Hatıralarda artık üzmez kendini… Bir tesellisi vardır adına gelecek denen… Ayrılık artık şenlenir.
Ruhların vedâsı etkilememeli insanlığa olan sevgimizi… Bunca vedâyı boş yere harcamamalı… Beyazlar giydirmeli ayrılıklara ve gönlümüze gömmeli… Gelecekteki her bir nefes uğruna gönüllere Hakk’ın rızası ile girmeli… Sevmeli, sevdirmeli…
Veda eden ruhun özlemi ile geçen hüzünlü bir gelecekte, zamanın kovaladığı nefesleri tüketmemeli…
Adına son denen her şey sevgi ile can vermeli…
Sevmekle başladıysa her şey, öyle bitmeli…


 
 
 


Hatim Ettikleri Halde Yüreği Sızlamayanlar!

?ui=2&view=att&th=12592bea08467133&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12592bea08467133&zw

Allah (cc) dostlarından Ebu Bekir Verrak Hazretleri’nin küçük bir oğlu vardı, bir gün onun elinden tutup Kur’an-ı Kerim hocasına götürdü Yavrusuna Kur’ân okutup, onu Kur’ân yörüngesinde yetiştirmesi için hocaya teslim ettikten sonra eve döndü…

Zeki çocuk derse başladı, kısa zamanda Kur’ân-ı Kerim’i öğrendi Bir gün; hocasının önünde Kur’ân okurken, bir ayetle karşılaştı Ayet-i kelimeyi tek tek heceledi Yüreğine müthiş bir kurşun saplanıvermişti! O ayetin mânasını düşünmekle, o çocuğun yüzü kireç gibi bembeyaz kesildi ve bir titreme aldı Okumaya devam edemedi Derhal evin yolunu tuttu ve kapıyı çaldı
Babası içeriden seslendi:
“Kim o?”
“Benim baba, çabuk aç!”

Babası kapıya koşup açınca, gördüğü manzara karşısında korktu; çocuğunun yüzü ürkütücü derecede solmuştu ve yavrucağı titreyip durmaktaydı Hemen kollarını açıp sardı onu:
“Oğlum! Ne oldu sana böyle? Niçin benzin bu kadar sararmış?”
Güç bela cevap verdi çocuk:
“Bugün derste Kur’ân-ı Kerim’den bir ayet okudum Mânâsını düşününce yüreğim eriyor sandım ve bu hâle geldim”

Babası, çocuğunu içeriye alıp bir yere oturttuktan sonra tarifsiz bir merakla sordu yavrusuna:
“Ey gözümün nuru oğlum! Seni bu kadar sarsan ayet hangisi acaba?!”
“Şu ayettir” dedi çocuk ve her bir harfini yüreğinde duya duya okudu o ayeti:

“İnkârcılığınıza devam ederseniz, dehşetinden çocukları birden ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?” (Müzzemmil, 17)
Ayet-i celileyi tekrar etmek, çocuğun canına yeni bir ateş düşürdü, o masum yavrunun takati hepten kesildi ve yatağa düştü Bu ayetin heybetinden hasta oldu ve kısa zaman sonra da vefat etti O masum çocuğu, babası götürüp kabre koydu
Baba Ebu Bekir Verrak Hazretleri sık sık o çocuğun kabrine gider, toprakları avuçlar, ağlar ve şöyle derdi:“Ey Ebu Bekir Verrak! Senin küçücük oğlun Kur’ân’dan bir ayet okudu, Allah (cc) korkusundan can verdi Sen;
Kur’ân-ı Kerim’i hatmedip duruyorsun ve “ömür güneşin” kabir kuyusuna ağdı da, Allah’tan hiç onun gibi korkmazsın Meğer senin gönlün ne katı bir gönülmüş, vah sana!”
Bu onun nefis muhasebesiydi, ama sözün asıl muhatapları bizlerdik, bütün inananlar “İnandık”larını söyleyenler! O büyük zât ki, böylesine mübarek bir evlat yetiştirmiş, mualla birisi Peki ya her gün Hak’tan, hakikatten yana yüzlerce söz duyan, okuyan ama irkilmeyen, kendisini düzeltmeyen, en azından şöyle bir çekidüzen vermeyen bizler Camide verilen bir vaaz esnasında;
“Allah’ı anmaktan dolayı kalplerinizin haşyet duyacağı an henüz gelmedi mi?” sorusu karşısında, kalbi orada çatlayıp yığılan gencin hâlini de dinleyince Hicabdan öte bir hâl gelmiyor elden
Ve sözün hitamı;
Cenab-ı Allah’ın, o an ve haberin hatırlatılması anlamında, “gelmedi mi?” diye sorduğu ve bizleri kendimize gelmeye çağırdığı ayetler:

“Her şeyi kaplayacak kıyametin haberi sana gelmedi mi?”
(Ğâşiye Sûresi, 1)

“Daha önce inkar edip de, inkarlarının karşılığını tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır”
(Teğâbün Sûresi, 5)

“İnananların gönüllerinin Allah’ı anması ve O’ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine Kitâb verilenler gibi olmasınlar; onların üzerinden uzun zaman geçti de kalbleri katılaştı; çoğu, yoldan çıkmış kimselerdir”
(Hadîd Sûresi, 16)

Selam ve Dua ile…
 
 

Allah Veriyor




Bir sûfi Bağdat pazarını gezerken bir ses duydu.
Bir satıcı; “ Bir hayli halim var,çok ucuza satıyorum,alan yok mu?” diye bağırıyordu.
Sûfi satıcının yanına yaklaştı.
“Ucuza satıyorum diyorsun, hiç’e de verir misin?”diye sordu.
Satıcı: “ Git başımdan be adam! Sen delimisin ki? Kim hiçe karşılık başkasına bir şey verir?”
Sûfi: “Allah veriyor”dedi.“Üstelik hiçe karşılık her şeyi veriyor, istersen daha da fazlasını ihsan ediyor.”
Allah’ın rahmeti öğlen güneşi gibidir, ışığın ulaşamadığı yer olmaz.
Rahmetinin büyüklüğüne bak ki bir müşrik için resulünü azarlamıştı.

Söylesene Gazali!

?ui=2&view=att&th=12592bac48e27841&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12592bac48e27841&zw
Ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım ben söylesene Gazali!

O’na teslim olacaksın!
 Nasıl?
İnsan sayısı kadar yol vardır. Önce yola çıkmak gerek.
Gücüm yok!
Sen yola yönel. Adım atacak olan sen değilsin!
Yapamayacağım. Buna cesaretim de gücüm de yok. Hiçbir şey bilmiyorum.
O’ndan iste…

EY dünya ÇEKİL YOLUMDAN !!!

 
Bütün cazibenle, haşmetinle, nefsime hoş gelen güzelliğinle karşıma geçmiş, beni kendine çağırıyorsun. “Bana gel, bana bak, beni sev” diyorsun. Halbuki, ben ruhlar âleminden yola çıkmış, senin bağrına inmiş, oradan da bir süre oyalandıktan sonra ebed tarafına doğru gidecek olan bir yolcuyum. Sen ise, yolumun üzerindeki bir konaklama yerisin.

Bir misafirhanesin.

Ama insanları oyalamak için o kadar çok çeşitli ve çok güzel oyuncakların var ki, gafil kalpler bunların gerçek ve ebedi olduğunu düşünerek bütün sevgilerini seni sevmek için kullanıyorlar. Yolculuğun diğer etaplarını unutup, senin yanında ebedi kalacaklarmış gibi yaşıyorlar. Sen de sahte bir sevgi ile onları bağrına basıyorsun…

Geçici güzelliklerinle insanları kandırdığını bilen feraset sahibi insanlar sana “Yalan Dünya” demişler. Geçici olduğun için de, “Fani Dünya” diyenler olmuş. Gerçekten de sen de benim gibi fânisin.

Yaşın milyarlara varsa da, bir gün gelecek senin de ömrün tükenecek. Seni ısıtan güneş tavanında nurlu bir kandil gibi parlayan ay ve etrafında ışıldayan diğer yıldızlar ve güneşlerle birlikte birgün sen de yok olacaksın. Yani de benim gibi fânisin. Halbuki benim Üstâdım, “faniyim, fani olanı istemem” diyor. Öyleyse, ben de seni istemiyorum. Ben, bütün duygularımın ebediyen tatmin olacağı ebedi bir âleme yönelmişim. Sahte sevgililerle beni oyalamaya, yolumdan eylemeye çalışma. Ey dünya, çekil yolumdan..

Ne insanlar geldi geçti üzerinden. Firavunları bağrında barındırdın. Senin haşmetli cazibene kapılarak kendilerini tek hâkim güç zannettiler. Gökyüzüne merdiven dayayıp ilâhlık iddiasında bulundular. Ama bir sineğe mağlup olarak göçüp gittiler.

Ne sultanlar geldi geçti üzerinden. Kendilerini saltanatın cazibesine kaptırıp, misafir olduklarını unuttular. Saltanatlarının ebediyyen devam edeceğini zannettiler. Ama görüldü ki, ne sultanlar ölümsüz, ne de saltanatları edebî imis

Askerlerinin çokluğuna, hazinelerinin zenginliğine, topraklarının genişliğine bakarak, “Acaba bu devlet yıkılır mı?” diye soranlar olduğu gibi “bu dünya bir padişaha çok, iki padişaha az gelir” diyenler de oldu. Ama onlar da sonunda bir mezarlık paylarına razı olup göçüp gittiler. Geride türkülere ve ağıtlara yansıyan hüzünlü ezgiler bıraktılar. Benim gibi bir âcizin ise, geride bırakacağı hiçbir şeyi bulunmuyor. Aczimden başka sermayem yoktur.

Ey dünya, ömür sermayem, çok az, yapmam gereken lüzumlu işler ise pek çoktur. Bana faydası olmayan, uzun yolculuğumda işime yaramayacak olan ve bana ayakbağı olmaktan başka bir işe yaramayan meşguliyetlerle beni oyalama.

işim acele, çekil yolumdan..

--

düşündüm...



Düşündüm…
Hayata bir başlık atmadım…

Düşündüm…
Ben ve hayat iki iyi arkadaşız.
 

Düşündüm…
Hayata hep bir düşün değil;, binlerce düşün penceresinden bakıp gerçeğe hangisinin daha yakın olduğunu görmek gerekir…
 

Düşündüm..
Hayat gözlerimi açabildiğim kadar açıp en son noktaya kadar bakmak, sonrada yumup hiçbir şey görememek kadar kısa, hayat kısadan da kısa.
 

Düşündüm…
Hayat kendimize yazdığımız mektupların genel adıdır. Gönderen kısmında ismimiz, alıcı kısmında adresimiz yazar.
 

Düşündüm…
Aslında zaman, okyanusları besleyen su kaynaklarından bile çok daha hızlı akıyor.
 

Düşündüm…
Aslında hayat, ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşıdır.
 

Düşündüm…
Aslında hayat, uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek, yalan ile doğru arasında az sonra uyanacağımız anlık bir rüyadır.
 

Düşündüm…
Aslında hayat, gözlerim kapalıyken bile görebileceğim bir suret, kulaklarım kapalıyken bile duyabileceğim bir ses ve her aynaya bakışımda bana bakan bir yüzdür.
 

Düşündüm…
Aslında ölüm, birbirini gören aynaların içinde uzayan sayısız yollar kadar uzun, dokunsam tutulacak kadar yakındır.
 

Düşündüm…
Aslında kimse düşlerinin terkine uğramadı. Hayat zaten bir düş! Bir gün düşeceğiz toprağa ve hayat denen bu düşten ilk kez uyanmış olacağız.
 

Düşündüm…
Hayatıma iyi bakmalıyım. Çünkü o kendine küsse, kimse bana yeni bir hayat hediye etmeyecek.
 

Düşündüm…
Yaşamak büyüdüğünden beri hayatı hep küçük gördü.
 

Düşündüm…
Ölümün gözlerine yaşarken bakarsak oda bize anlamı olan sonsuz bir hayatla bakar.
 

Düşündüm…
Ölüm sırası gelmeden kimse sıranın kendisinde olduğunu anlayamıyor.
 

Düşündüm…
Ölüm isimlerimizin başındaki beylik sıfatları tanımıyor..
 

Düşündüm…
Aslında ölüm, cevabı hep bilinen bir sorudur.
 

Düşündüm…
Aslında ölüm, sevgilinin bize gönderdiği bir mektuptur.
 

Düşündüm..
Bilmek kadar insana acı veren başka bir karmaşa yoktur.
 

Düşündüm…
Kolay anlatılıyor acılar, kolay yazılıyor kolay yaşanmıyor oysa.
 

Düşündüm..
Aynalara her bakışta yüzümdeki maskelerden gerçek yüzümü seçemiyorum.
 

Düşündüm..
Çok vefasızım, telefon rehberindeki dostlarımın sayısı bir hayli azalmış.
 

Düşündüm…
Ben yoksam kimse yoktur. 
 

Düşündüm…
Omuzlarının üzerinde zirveye çıktığım insanlara sırtımı dönmemeliyim.
 

Düşündüm…
Ben aşkı seslerden bir ses değil, bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum.
 

Düşündüm…
Aslında ses sessizlikte anlam buluyor. Sessizlik her yerde konuşabilen ses oluyor.
 

Düşündüm…
Aslında ben büyümekten değil, içimdeki sesi yitirmekten korkmalıyım.
 

Düşündüm…
Ellerim kaleme, düşüncelerim kelimelere tutundukça yazmaktan ve okumaktan asla vazgeçmemeliyim.
 

Düşündüm…
Renklerin mavisini seviyorum diye siyahlardan nefret etmemeliyim.

Düşündüm…
En değerli an içerisinde bulunduğum andır. Çünkü az sonrasının olup olmayacağı bilinmezdir.
 

Düşündüm…
Özgürlük bedeli gerçekten çok ağır olan bir mücevherdir. O yüzden herkeste bulun(a)maz.

Düşündüm…
Boş vermek hiçbir şeydir. Hiçbir şey boş vermek kadar anlamsız değildir.
 

Düşündüm…
Kalplerini yormayanlar düşüncelerimi çiğnediler. Cümlelerimin canı yandı.
 

Düşündüm.
İnsan kendi yaşamının yağmurlarında ıslanma fırsatını kaçırmamalı.

Düşündüm..
Umut Kafdağı’nın ardında da olsa beklenmeye değer..
 

Düşündüm…
En çok beklenen en beklenmedik anda gelendir…

Düşündüm
Anlaşılamamak anlaşılır bir durumdur.


nurdal durmuş

hakikatı kurana eğilmiş baş

?ui=2&view=att&th=12591947fcb44964&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_12591947fcb44964&zw
Din yolunda ve dine hizmet için azamî fedakârlık gös­termek sadakatin şartlarındandır. Yani lüzumunda din için mal, aile ve ha­yat gibi meşru haklardan vazgeçip feda et­mektir. Aynı za­manda dava arkadaşları arasında şahsî hu­kukta anlaş­mazlık çı­karsa, hizmetin selâmeti için kendi hakkından vazgeçmek, keza din yo­lunda mahrumiyet ve maddî im­kânsızlıklara veya din düş­manları­nın zu­lümlerine ma­ruz kalınmasına rağmen sabr u sebat etmek, büyük bir fedakârlık­tır. İşte Nurculukta bu mânâda azamî feda­kâr­lık bir esastır. -

Evet, kardeşlerim, bu zamanda öyle dehşetli ce­reyanlar ve hayat ve cihanı sarsacak hadiseler içinde had­siz bir metanet ve iti­dal-i dem ve nihayetsiz bir fe­dakârlık taşımak gerektir.» (Kastamonu Lâhikası sh: 197) -
Nur şakirdlerinden çokları hem malını, hem isti­ra­ha­tini, hem dünya zevklerini, hem lüzum olsa hayatını Nurun hizmetinde feda ediyorlar.
Sen, ey nefsim neden feda­kârlıkta en geri kalmak ister­sin? (Emirdağ Lâhikası-l sh: 200) -
Hakikî ihlâslı Nurcular, menfaat-i mad­diyeye ehemmiyet vermedikleri gibi, bir kısmı, âzamî iktisat ve kana­atle ve fakirü’l-hal olmalarıyla be­raber, sabır ve in­sanlardan is­tiğna ile ve hizmet-i Kur’âniyede hakikî bir ihlâs ve fedakâr­lıkla ve çok kesretli ve şiddetli ehl-i dalâ­lete karşı mağlûp olma­mak için ve muhtaçları hakikate ve ihlâsa dâvet etmekte bir şüphe bırakma­mak için ve rızâ-yı İlâhîden başka o hiz­met-i kudsiyeyi hiçbirşeye âlet etme­mek için, bir cihette hayat-ı içtimaiye fay­dalarından çeki­niyorlar.» (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 170) -
Üstadın hayatı, küllî hizmeti noktasından top­luca iki bü­yük safha arz etmektedir… İ
kincisi: Van’da inzivada iken garba nefyedilip Isparta’nın Barla nahiyesinde ikamete memur edildiği za­mandan başlar ki, Risale-i Nur’un zuhuru ve intişa­rı­dır.
 Âzamî ihlâs, âzamî feda­kârlık, âzamî sadakat, metanet ve dikkat ve iktisat içinde Risale-i Nur’la giriş­tiği hizmet-i imaniye ve mânevî cihad-ı di­niyedir. (T. H. s: 27) -
Bu dehşetli dinsizlik komiteleri öyle dehşetli hü­cumları ve desiseleri yapıyorlardı ki, bunlara karşı gelmek için âzamî fe­dakârlık yapmak ve harekât-ı dîniyesini rızâ-i İlâhîden başka hiç bir şeye âlet yapma­mak lâzım geli­yordu.» (Hanımlar Rehberi sh: 26) - «
Din derslerini kaldırıp Ezan-ı Muhammedîyi kaldırmak gibi dehşetli hücumlara karşı, âzamî feda­kârlık ve âzamî sebat ve metanet ve herşeyden is­tiğna etmek lüzumu karşısında ben bir sünnet-i se­niyye olan evlenmek âdetini terk ettim ki, tâ çok ha­ram­lara girmeyeyim. Ve çok vacipleri ve farzları yapa­bileyim. (Hanımlar Rehberi sh: 27) -
Çok bîçarelerin saadet-i bâkıyeleri için ve da­lâ­lete düş­memeleri ve îmânlarını takviye edip kurtar­ma­ları için ve hakikat-ı Kur’âniye ve îmâniyeye tam hiz­met et­mek ve hariçten gelen, da­hilde çıkan dinsizlere karşı da­yanmak için, zail ve fânî dünyasını terk etmek, elbette sünnet-i seniyeye muhalefet değil belki haki­kat-ı sünnete mutabakattır. Ve Sıddîk-ı Ekber’in: “Cehennemde vücu­dum büyüsün, tâ ehl-i îmâna yer bu­lunmasın” diye feda­kârlıkta âzamî sadakatın bir zerresini kazanmak fikriyle, bîçare Said bü­tün ömründe tecerrüdü, istiğnayı ihtiyar et­miş. (Hanımlar Rehberi sh: 29) -
Bediüzzaman, Kur’ân, imân, İslâmiyet hizmeti için, dünyevî rahatlıklarını fedâ etmiş dünyevî, şahsî servet­ler edinmemiş, zühd ve takvâ ve ri­yâzet, iktisad ve kanaatla ömür geçirerek dünya ile alâ­kasını kesmiştir.(Sözler sh: 757) -
Amansız din düşmanlarının plânlarıyla mah­ke­melere sürüklenen Risale-i Nur talebelerinin müda­fa­aları ve bu talebele­rin İslâmiyete hizmetleri esna­sında, gizli İslâmiyet düşmanı, in­safsız, cebbar zâlimle­rin en­trikala­riyle maruz kaldıkları işkence­lerden yıl­mamak, şahıslarını düşünmeden, yani, şahsî re­fah­larını İslâmın refah ve sa­adeti için fedâ ede­rek, sıddıkı­yetle se­bat etmeleri ve eşedd-i zulme mukavemet etmeleri, âşikâr bir delil teşkil etmekte­dir.(Sözler sh: 766)
“Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun. Dünyayı başı­mıza ateş yapsanız, haki­kat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındı­kaya teslim-i si­lâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşa­al­lah!”» (Lem’alar sh: 262) - «Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bu­lunsa, hergün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçe­mem.» (Şualar sh: 351)