Ölmeyen bir sevgiliye âşık ol..



Sen kamışsın, ucunu kesmezsen küt diye kalır.

Nefis yongasını da atacaksın ki o zaman;

“Ben o kudsi ruhun elindeki kamışım.İmzamı ha atmışım ha atmamışım.” NFK

Kendi nefsini sıfırlayacaksın ki; O sende ne melodiler çıkaracak, ne melodiler çıkaracak.

Allah’a bir ney olmamız lâzım. Allah’ın mânâsı bizden nasıl yansıyacak?Ama biz nefsimizi kütük gibi kendimizden yok etmediğimiz takdirde manâ çıkmıyor.

Allah da böyle diyor:
Sen kendini sıfırla ki ben sana ikram edeyim.

Ama sen,
"Bende var,sağol" diyorsun oldu mu?

Nasıl ikram etsin ki sana?

Kerem sahibi karşı tarafta bir fakirlik görecek ki sana ikram etsin.

Adam zaten her tarafı altınlarla kaplanmış, hiç aczini belli etmiyor.

Hiç acz ve fakrını belli etmiyor. Sen,ona ne hediye etmek isteyebilirsin ki?

Kemal Ayyıldız

Hazret-i Musa aleyhisselam Tur'daki duasinda der ki :

-
Rabb'im, sen kullarindan ne zaman razi olursun bildir de, ben de kullarina bildireyim. Onlar da senin razi olacagin sekilde dusuncelerini duzeltsinler.

Soyle buyurur Rabb'imiz :

-
Kullarim benden ne zaman razi olurlarsa, ben de onlardan o zaman razi olurum!..


DERTLİ BİRİ, ağlayıp inlemekteydi. Oradan geçmekte olan Şiblî, adamın halini görüp ağlayışının sebebini sordu. Adam dedi ki:


“Şeyhim! Bir sevgilim vardı. Güzelliği canıma can katıyor, ömrümü arttırıyordu. Öldü. Ben de derdinden ölüyorum. Yasıyla gözüme âlem kara görünmede.”


Şiblî dedi ki:


“Mademki gönlün bu yüzden perişan, bu yüzden kendinden geçmişsin, neden boyuna yaslanıyor, ağlayıp duruyorsun? Yeniden bir sevgili tut. Fakat bu sefer ölmeyen bir sevgiliye âşık ol da, derdiyle böyle ağlayıp inleyerek ölmeyesin!”

İsmail Örgen

Yalniz Biri iste; baskalari istenmeye degmiyor.

Biri cagir; baskalari imdada gelmiyor.

Biri talep et; baskalari layik degiller.

Biri gor; baskalari her vakit gorunmuyorlar, zeval perdesinde saklaniyorlar.

Biri bil; marifetine yardim etmeyen baska bilmekler faydasizdir.

Biri soyle; Ona ait olmayan sozler malayani sayilabilir."


Ey nefsim! Kalbim gibi agla ve bagir ve de ki:

Faniyim, fani olani istemem.
Acizim, aciz olani istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim; gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim....`


"Dunyanin ister bati tarafinda olsun, ister dogu tarafinda bulunsun, butun insanlar olecektir! Boylece dunyada ne seven kaliyor ne de sevilen: herkes olup gidiyor." Mesnevi

“Butun dunyada maddi asklar fanidir.
Zamani gelir ne asik kalir, ne de masuk..
Sayisiz guzellikler oldu. Meshur asklar masal oldu.
Su basip gectigimiz topraklarda ne guzeller yatmaktadir.

Seyh Sadi bir beyitinde:

“ Basip gectigin topraga yavas bas, cunku o toprakta bir cok gozler, yanaklar, kemikler vardir. Onlari incitme!” diyor.

Ince ruhlu bir sair de gelip gecici aski su siirinde ne guzel ifade etmis:

“ Bu dunyada butun cicekler soluyor. Butun kuslarin otusleri devamsizdir. Ben ebedi surecek yazlari dusunuyorum. Bu dunyada butun insanlar dostluklarinin ve asklarinin zevaline aglarlar, ben ebedi surecek sevgileri dusunuyorum”

iste sairin ebedi olarak surmesini hayal ettigi sevgi
“ilahi sevgidir”Mevlana’nin istedigi sevgidir.

Ey hakikat yolcusu, sen oyle bir askin pesinden kos ki, o ask gelip-gecici olmasin. Sonunda seni ye’se, umitsizlige dusurmesin.
Allah askinin zevali yoktur.
O askin asiki da masuku da ebedidir.

Hic olmazsa hayatini ilahi ask ugrunda harcayan
o bahtli adam,kendini oyle bir fenne, oyle bir hunere feda etmis ki, o feda ediste, o oluste, o mahvolusta yuzlerce hayat vardir.

Hakk’a karsi duyulan askta, onu seven de, onun tarafindan sevilen de olumsuzdur! Oyle bir sevgiye nail olanlar iki alemde de dileklerine ermis, iyi bir ad, san birakmislardir..

Mesnevi tercumesi 3545 / Sefik Can


Sen kamışsın, ucunu kesmezsen küt diye kalır.

Nefis yongasını da atacaksın ki o zaman;

“Ben o kudsi ruhun elindeki kamışım.İmzamı ha atmışım ha atmamışım.” NFK

Kendi nefsini sıfırlayacaksın ki; O sende ne melodiler çıkaracak, ne melodiler çıkaracak.

Allah’a bir ney olmamız lâzım. Allah’ın mânâsı bizden nasıl yansıyacak?Ama biz nefsimizi kütük gibi kendimizden yok etmediğimiz takdirde manâ çıkmıyor.

Allah da böyle diyor:
Sen kendini sıfırla ki ben sana ikram edeyim.

Ama sen,
"Bende var,sağol" diyorsun oldu mu?

Nasıl ikram etsin ki sana?

Kerem sahibi karşı tarafta bir fakirlik görecek ki sana ikram etsin.

Adam zaten her tarafı altınlarla kaplanmış, hiç aczini belli etmiyor.

Hiç acz ve fakrını belli etmiyor. Sen,ona ne hediye etmek isteyebilirsin ki?

Kemal Ayyıldız

Hazret-i Musa aleyhisselam Tur'daki duasinda der ki :

-
Rabb'im, sen kullarindan ne zaman razi olursun bildir de, ben de kullarina bildireyim. Onlar da senin razi olacagin sekilde dusuncelerini duzeltsinler.

Soyle buyurur Rabb'imiz :

-
Kullarim benden ne zaman razi olurlarsa, ben de onlardan o zaman razi olurum!..


DERTLİ BİRİ, ağlayıp inlemekteydi. Oradan geçmekte olan Şiblî, adamın halini görüp ağlayışının sebebini sordu. Adam dedi ki:


“Şeyhim! Bir sevgilim vardı. Güzelliği canıma can katıyor, ömrümü arttırıyordu. Öldü. Ben de derdinden ölüyorum. Yasıyla gözüme âlem kara görünmede.”


Şiblî dedi ki:


“Mademki gönlün bu yüzden perişan, bu yüzden kendinden geçmişsin, neden boyuna yaslanıyor, ağlayıp duruyorsun? Yeniden bir sevgili tut. Fakat bu sefer ölmeyen bir sevgiliye âşık ol da, derdiyle böyle ağlayıp inleyerek ölmeyesin!”

İsmail Örgen

Yalniz Biri iste; baskalari istenmeye degmiyor.

Biri cagir; baskalari imdada gelmiyor.

Biri talep et; baskalari layik degiller.

Biri gor; baskalari her vakit gorunmuyorlar, zeval perdesinde saklaniyorlar.

Biri bil; marifetine yardim etmeyen baska bilmekler faydasizdir.

Biri soyle; Ona ait olmayan sozler malayani sayilabilir."


Ey nefsim! Kalbim gibi agla ve bagir ve de ki:

Faniyim, fani olani istemem.
Acizim, aciz olani istemem.
Ruhumu Rahmân'a teslim eyledim; gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim....`


"Dunyanin ister bati tarafinda olsun, ister dogu tarafinda bulunsun, butun insanlar olecektir! Boylece dunyada ne seven kaliyor ne de sevilen: herkes olup gidiyor." Mesnevi

“Butun dunyada maddi asklar fanidir.
Zamani gelir ne asik kalir, ne de masuk..
Sayisiz guzellikler oldu. Meshur asklar masal oldu.
Su basip gectigimiz topraklarda ne guzeller yatmaktadir.

Seyh Sadi bir beyitinde:

“ Basip gectigin topraga yavas bas, cunku o toprakta bir cok gozler, yanaklar, kemikler vardir. Onlari incitme!” diyor.

Ince ruhlu bir sair de gelip gecici aski su siirinde ne guzel ifade etmis:

“ Bu dunyada butun cicekler soluyor. Butun kuslarin otusleri devamsizdir. Ben ebedi surecek yazlari dusunuyorum. Bu dunyada butun insanlar dostluklarinin ve asklarinin zevaline aglarlar, ben ebedi surecek sevgileri dusunuyorum”

iste sairin ebedi olarak surmesini hayal ettigi sevgi
“ilahi sevgidir”Mevlana’nin istedigi sevgidir.

Ey hakikat yolcusu, sen oyle bir askin pesinden kos ki, o ask gelip-gecici olmasin. Sonunda seni ye’se, umitsizlige dusurmesin.
Allah askinin zevali yoktur.
O askin asiki da masuku da ebedidir.

Hic olmazsa hayatini ilahi ask ugrunda harcayan
o bahtli adam,kendini oyle bir fenne, oyle bir hunere feda etmis ki, o feda ediste, o oluste, o mahvolusta yuzlerce hayat vardir.

Hakk’a karsi duyulan askta, onu seven de, onun tarafindan sevilen de olumsuzdur! Oyle bir sevgiye nail olanlar iki alemde de dileklerine ermis, iyi bir ad, san birakmislardir..

Mesnevi tercumesi 3545 / Sefik Can

Ah minel Aşk


Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;

”Şeeeems dışarı çıııııkkk!” diye bağırmıştı.

Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:

”Çıkma” diye yalvardı.

Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:

”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.

Mevlana: "
Ne sözü, nereye, niyeee?" diye yapıştı ellerine…

Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:

"Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…"

İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.

Şems; ”
Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?

Tereddütsüz şöyle demiştim;
Başımı veririm!...”

Şems dışarı çıktı. Sadece bir
“Allaaaah” nidası duyuldu.

Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…

Aşkları sır olmuştu.

Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.

Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!…

Aşkın doğasıydı Firkat!..


Mehmed Doğramacı

"Allah, gönlü kırıklarla beraberdir."

Hadîs-i şerîfte buyurulur:

"Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk'a bir ilticâsında:

"- Yâ Rab! Seni nerede arayayım?" dedi.

Allâh Teâlâ buyurdu ki:

"- Beni, kalbi kırıkların yanında ara."

(Ebû Nuaym, Hilye, II, 364)

Bir sûfi Bağdat pazarını gezerken bir ses duydu.

Bir satıcı;
“ Bir hayli malim var, çok ucuza satıyorum,alan yok mu?” diye bağırıyordu.

Sûfi satıcının yanına yaklaştı ve:

“Ucuza satıyorum diyorsun, hiç’e de verir misin?” diye sordu.

Satıcı:
“ Git başımdan be adam! Sen deli misin ki? Kim HİÇe karşılık başkasına bir şey verir?"

Sûfi:
“Allah veriyor” dedi.

“Üstelik HİÇe karşılık her şeyi veriyor, istersen daha da fazlasını ihsan ediyor.”



--

Kaza kılmak

Sual: Bazıları (Kaza namazı kılmak caiz değil) derken, bazıları,(Kaza namazın yoksa kaza kılınmaz) diyor. Bazıları da (Mekruh olma ihtimali olanları kaza etmeli) diyor. İmam-ı a’zam hazretlerinin, hiç kazası yokken kırk yıllık namazını kaza ettiğini duydum. Bu hangi kitapta yazıyor?

CEVAP

İmam-ı Rabbani hazretleri, (İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, abdestin edeblerinden birini terk ettiği için kırk yıllık namazı kaza etmiştir) buyuruyor. (1/29)

Fetâvâ-yi Attâbî kitabında diyor ki: İhtiyat olarak, mekruh olarak kıldığı namazları kaza etmek iyi olur. Bazı âlimler, bütün ömründeki namazları kaza etmişlerdir. İmam-ı a’zam hazretleri, abdest alırken ayak parmaklarını üst taraftan yukarıdan aşağıya doğru sol elinin küçük parmağıyla hilâllerdi. Sonra, Resulullahın ayağını, alt tarafından aşağıdan yukarıya doğru hilâllediğini anlayınca, ayak parmaklarını sünnete uygun şekilde hilâllemediği için yirmi yıllık namazını kaza etmiştir. (Tergib-üs-salât)

Görüldüğü gibi, bu mekruh bile olmadığı, sadece edebin terki olduğu halde, İmam-ı a’zam hazretleri namazlarını kaza etmiştir.

Kadere küsmek

Sual: Kaderime küstüm demek küfür müdür?

CEVAP

Küfür değildir. İnsanın kaderi kötü olabilir. İnsan kötü kaderini beğenmeyebilir. Kaderim kötüymüş diyebilir; ama suçu kaderi yüklemek caiz olmaz. Bu bakımdan, kaderime küstüm gibi manasız bir şey söylenmemelidir.

Boşanma dilekçesi

Sual: Hanımla avukata gidip, boşanmaya karar verdik diye bir dilekçe yazdırdık. Dilekçeye ayrılmaya karar verdik diye imza atınca, dinen bir talak mı vaki oldu?

CEVAP

Evet.

GÜLİSTAN


Hem,

(Allahım! Kâinatın zerreleri ve onlardan mürekkeb varlıkların adedince Muhammed'e rahmet eyle)
der; her şey nâmına bir salâvât getirir.
Çünkü, her şey nur-u Ahmedî (a.s.m.) ile alâkadardır.
İşte, tesbihâtta, salâvâtlarda hadsiz adetlerin hikmetini anla.
Bediüzzaman
Hz. Ebu Hureyre Radiyallahu Anh'tan rivayetle Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Bir adamın haksız yere malına saldırılır ve o da malını müdafaa ederken öldürülürse şehiddir."

(Ahmed bin Hanbel)
GÜLİSTAN
Ey nefis!
Başta Habîbullah, bütün ahbabın kabrin öbür tarafındadırlar.
Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar.
Ölümden ürküp, kabirden korkup, başını çevirme;
merdâne kabre bak, dinle ne talep eder.
Erkekçesine ölümün yüzüne gül; bak, ne ister.
Bediüzzaman

yoksul bir çocuk




Yoksul bir çocuk görsem,
yağmur altında üşüyen
köprü olmak geçer
hiç değilse içimden...

İÇİMİZDEN BİRİ ONLARDA






"Sen gerçekten inanmışsın!"

Kur'an'a aşina olmam, öğrenmem, okumam, ezberlemem çocukluk yıllarımda anne-babamın vesilesiyle olmuştur. Bununla beraber onu hakiki manada bana duyuran, benim nazarımda yücelten ve tek kelime ile sevdiren Bediüzzaman'ın eserleri olmuştur. Kur'an'ın gerçek buudları ile alabildiğe derin bir şekilde Risalelerde anlatıldığı kanaatindeyim.
çocuk.jpg

Efendimiz'e de âşıktım ben küçüklüğümde. Bir keresinde babam bana, "Gece yatmadan önce 1.000 defa Kureyş Sûresi'ni okursan, rüyanda Efendimiz'i görürsün." demişti ve ben hiç tereddüt etmeden o gece 1.000 defa Kureyş Sûresi'ni okudum. Ama ne zaman ki eserlerde Efendimiz'i anlatan yerleri okudum, Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) gözümde bir başka göründü ve O'nu daha bir başka sevdim.

Kanaat-i acizanemce herkes, her gün hem Kur'an'la hem de onu çağımız insanının ihtiyacını karşılayacak şekilde yorumlayan Risalelerle ciddi meşgul olmalı. Ayrıca herkesin her gün hiç aksatmadan okuyacağı bir hizbi bulunmalı. Sadece bunlarla da yetinmemeli. Evrad u ezkarda monotonluktan, ülfet ve ünsiyetten kurtulmak için çeşitlilik önemlidir. Üstad, 15 günde bir üç ciltlik Mecmuatu'l-Ahzab'ı bitiriyormuş. Yakın geçmişte bu üç ciltlik dua mecmuasından alınan bazı cami (kapsamlı) dualar "El-Kulûbu'd-Dâria (Yakaran gönüller)" adıyla bir cilt halinde tekrar basıldı. Keşke herkes bu bereketli evrad kitabını aksatmadan okusa. Hazreti Ali'nin ömrü boyunca günlük evradını hiç aksatmadığı söylenir. Ona sormuşlar: "Nehrivan'da da mı?" "Evet, Nehrivan gecesinde bile!" demiş. Benim rahmetli validem de sabahtan akşama kadar Büyük Cevşen'i bitirirdi de bana, "Başka okuyacağım bir şey var mı?" diye sorardı.

Evrad u ezkarda bu ciddiyet olursa kim bilir gün gelir büyük zatların duyduğu şeyleri duyarsınız? İmam Şâzilî, Ahmed Bedevî gibi zatlar namazda "Sübhane rabbiye'l-azim" dedikleri zaman bütün zerrat-ı kâinatı mülahazaya alarak söyleme seviyesine çıkmışlardı. Adeta bütün kâinat onların dilleri ile tesbihat yapıyor gibi bir his bu. Nitekim Üstad'ın, yakın talebelerinden bazılarına yıllar ve yıllar sonra, "Kardeşim! Ben de Hasan Şâzilî gibi kâinatın her bir zerresinin tesbihatını duyabiliyorum artık." dediği nakledilir. Fakat bu iş, gayret ve mücahedeyle birlikte Allah'a tam teveccühe bağlıdır.

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) bir sahabiye bir gün "İmanın hakikati nedir?" diye sorar. Sahabi hiç tereddüt etmeden, "Ben kendimi her gün Cennet ve Cehennem'i müşahede ediyor gibi, mele-i âlânın sakinleriyle beraber olur gibi hissediyorum." diye cevap verince Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) takdir hisleri içinde bu sahabiye: "Sen gerçekten inanmışsın." der.

Evet, herkes ama özellikle turnikeye önce girenler Cenab-ı Hakk'ın geçmişte kendilerine ihsan ettiği nimet-i sabıka adına evrad u ezkar hayatlarına çekidüzen vermeliler, bir disiplin getirmeliler. Kaldı ki bu, kulun Allah'la, Allah'ın kuluyla olan münasebeti adına bir ölçüdür.

DUA, ARAMIZDAKİ EN KUVVETLİ BAĞDIR

İslam tarihine baktığınızda günde farz namazlarına ilaveten 100 rekât nafile namaz kılan, Ramazan orucuna ilaveten savm-ı Davud tutan, zekât denince kırkta biri yeterli görmeyip ihtiyacından fazlasını infak eden, gece gazelhanları adını almaya layık sabahlara kadar hiç uyumadan evrad u ezkar okuyan nice insanlar görürsünüz. Nedir bu insanların hareket noktası? İhtimal bunlar, Kur'an'ın namaz kılın, oruç tutun, zekât verin emrini mutlak emir olarak anlamış ve ona göre yasamışlardır.

Evet, ibadet ü taatte sınır yoktur. Herkes, içinde bulunduğu konuma ve şartların müsaitliğine göre durumunu ayarlamalı ve yapabildiğince ibadet ü taat yapmalıdır. Bakın bir sahabi "Ya Resûllallah! Sana günde şu kadar salâvat getiriyorum." deyince, Efendimiz, "Güzel ama daha çok olsa iyi olur." buyuruyor. Buradan hareketle bugün bana birisi gelse ve dese ki: "Günde 100 rekât namaz kılıyorum." "Güzel ama daha fazla kılsan daha iyi olur!" derim.

Allah, mü'minlerin birbirleri ile bünyan-ı mersus (sarsılmaz bir duvar) olmasını emrediyor. Ben bu emrin bizler tarafından tam anlamıyla gerçekleştirildiğini zannetmiyorum. Devr-i saadette Hazreti Ebu Bekir ve Hz. Ömer, aralarındaki bir meseleden dolayı hafifçe birbirlerini kırmışlar ve hemen ardından her ikisi de Allah Resûlü'ne (sallallahü aleyhi vesellem) ayrı ayrı gelerek "Hata bende" demiş ve özür dilemişlerdir. O sarsılmaz duvarı oluşturmak için birbirimize sarsılmaz bağlarla bağlanmamız gerekir. Bu bağı oluşturan en önemli unsur da duadır. Her gün evrad u ezkarımızı okurken dünyanın dört bir tarafındaki kardeşlerimizi de dualarımıza dâhil edersek bünyan-ı mersusu gerçekleştirebiliriz.

Bütün bunlar peygamberane bir azim ve irade istiyor. Zaman bunu gerektiriyor. İnsanın en az gördüğü şey kendisidir. Onun için sık sık aynaya bakmak lazım. Sahabenin o derin anlayışı içinde birbirimizin elinden tutup; "Teâlev nü'min saaten! - Gelin bir süre iman edelim!" dememiz, imanî meseleleri sürekli müzakere ederek imanda, marifetullahta, muhabbetullahta ve mehâfetullahta derinleşmemiz lazım. Zira mücerret imanla günümüzün inhiraflarından kurtulmak imkânsızdır.

Hâsılı; her şeyimizi sohbet-i Canan'a bağlayıp, ihlâsla O'nun rızası istikametinde hareket edersek şaşırmayız. Üstad, ihlâsla yapılan hizmetin ikiye katlandığını anlatıyor. "İhlâsla çalışırsanız beni de ihlâsa muvaffak kılarsınız." sözleriyle ehl-i keşfin müşahedesine göre 40 vefiyattan ancak birinin kurtulduğu dehşetli bir dönemde bizlere sarsılmaz ölçüler veriyor.

Kısacası; iş çetin, yol uzun, menzil uzak, tuzak çok. Allah muînimiz ola.

ÖZETLE:

1- Herkes ama özellikle turnikeye önce girenler, Cenab-ı Hakk'ın geçmişte kendisine ihsan ettiği nimet-i sabıka adına evrad u ezkar hayatlarına çekidüzen vermeliler.

2-İbadet ü taatte sınır yoktur. Herkes içinde bulunduğu konuma ve şartların müsaitliğine göre durumunu ayarlamalı ve yapabildiğince ibadet ü taat yapmalıdır.

3-Her gün evrad u ezkarımızı okurken dünyanın dört bir tarafındaki kardeşlerimizi de dualarımıza dahil edersek bünyan-ı mersusu gerçekleştirebiliriz.

Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!


gulumse

…….Sonuna kadar okuyun, sahip olanları mutlu kılan şeye sizin de sahip olduğunuzun farkına varın..

Gözleri görmeyen, ayakları yürümeyen kötürüm adamı mutlu kılan varlığın sizde daha fazlasıyla mevcut olduğunu unutmayın!

İşte hepimize mutluluk dersi veren kötürüm adamın muhteşem hayat anlayışı! Birlikte okuyoruz:

Gözleri yumuk, ayakları çarpık kötürüm adam, yol kenarındaki ağacın gölgesinde ellerini açmış, göremeyen gözlerle boşluğa yönelerek dua ediyor:

- Ey birçok zengine vermediği nimetleri bana veren Rabb’im, yaprakların, yıldızların sayısınca Sana şükürler olsun!

Oradan geçmekte olan İsa aleyhisselam, bu mutlu adama yaklaşıp sorar:

- Ey Allah’ın kulu, senin üzerinde ne nimetler vardır ki, birçok zengine vermediği nimeti bana veren Rabb’im, diye dua ediyorsun?

Kapalı gözlerle sesin geldiği tarafa yönelerek cevap verir kötürüm adam:

- Rabb’im bana öyle bir kalp vermiştir ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiştir ki o dille de O’na şükrediyorum. O’nu tanımaktan daha üstün nimet, O’na şükretmekten daha büyük hidayet olur umu? Halbuki, nice zenginler, sıhhatliler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da:

- Nice zenginlere vermediği hidayet nimetini bana ihsan eden Rabb’ime, yaprakların, yıldızların sayısınca şükür etmekten kendimi alamıyorum!..

Bu cevap üzerine adamın önünde diz çöken İsa aleyhisselam, yumuk gözlerinden sevgi ile öper.

Peygamberin dudakları değen gözler anında cam gibi açılır. Şaşıran adam, tebessümle baktığı İsa aleyhisselama:

‘Sen, der şu ölüleri diriltip hastalara şifalar veren mucizelerin sahibi İsa Peygamber olmayasın?’

‘Belli olmuyor mu?’ deyince de; ‘Gözlerimden belli oldu ama ayaklarımdan henüz belli değil.’ cevabını verir. Bunun üzerine: ‘Silkinip kalk bakalım, belki ayaklarından da belli olur.’ der. Hemen silkinip kalkan adam ayaklarının da düzeldiğini anlayınca ilk sözü şu olur:

- Ey Allah’ın Nebisi, izin ver de sahip olduğum şu eşsiz nimetlerin şükrü için hemen şükür secdemi yapayım.’ diyerek secdeye kapanır ve der ki:

- Ey Rabb’im, seni tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetinin şükründen acizken, şimdi Sen bana gören iki tane göz, yürüyen iki tane de ayak ihsan ettin, bu nimetlerin şükrünü nasıl ödeyeceğim şimdi ben?..

Bu sırada toplanan halk, İsa aleyhisselamın elini öpmek ister. Ancak Allah’ın Nebisi der ki:

- Eli öpülecek insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varan şükür secdesindeki şu insandır. Onun elini öpün! Derler ki:

- O’nu secdeye indiren nimetlere bizler taa doğuştan sahibiz, ama böyle şükür secdesine varacak derecede sevindirici bir nimete sahip olduğumuzun biz hiç farkına varmadık.

İsa Nebi’nin muhteşem cevabı şöyle gelir:

- Düşünen insan, sahip olduğu nimetlerin farkına varır, düşünmeyen insan da kendini o nimetlerden mahrum sanır!.. Kitaplık çapta bir cevap.

- Ne dersiniz? İsa Nebi’nin kitaplık çaptaki son cümlesi bize de bir şeyler söylüyor mu? “Düşünen insan, sahip olduğu nimetin farkına varır mutluluk duyar, düşünmeyen insan da kendini o nimetten mahrum sanır, mutsuzluk hisseder!.” Biz de düşünsek, O’nu tanıyan bir kalple şükreden bir dil nimetine bizim de sahip olduğumuzun farkına varacak, kötürüm adamın duyduğu mutluluk ve huzurun daha fazlasını biz de duyacak mıyız? Öyle ise yazımızın başlığı doğru mudur?

“Dikkat: Mutlu ve huzurlu olma sebebi sizde de mevcut!” Ne dersiniz, düşünmeye değer mi?

Bir Dirhem Umuda Bir Gül Kafi


“ Gökyüzüne resim çizmek peşinde değilim;Gayretim bir dirhem umuda naif gülüşü nakşedebilmek…”

Bilmediğim bir şehrin sabahından yazıyorum bu satırları. Bana yabancı bir öykünün doğuşuna tanıklık ediyorum. Üşüyorum nem kapmış duvar misali. Sesini arıyorum kulağımın derinliklerinde.

Sessizliğime çağırıyorum tüm martıları.

Aldırma / aldanma sadece martıları çağırdığıma. Asıl ben seni diliyorum kuru avuçlarıma. Susuzluğumun kanayan yüzüne sen koş. Aldırma giydiğin ayakkabılara. Koş sadece. Nefesin de tıkansın biraz. İstediğim kadar değil, hissettiğin kadar yaklaş bana. Bilirsin senden önce üryan’lığımı örtecek bir cümle bulamamıştı dudaklarım. Kapat dudaklarıma sözlerini. Gayri dudaklarımdan çıkacak tek söz; adının baş harfi olsun..

Ey gülüşlerinde “ yüreğimi “ demlendiğim saadet,Huzura arala kapılarını. Bulutsuzluğuna aldırmadan gökyüzüne çevir başını. Münkir gelme gövdenin taşıdığı büyük sevdaya. Uzaklığımıza bir de sen bir mesafe koyma. Nerde olduğumu unut, bir adım gölgenden takip ediyorum seni. Köklerindeyim, tutuştur yalnızlık cümlelerini. Unuttun mu, yüzümün çizgilerine gizlenmiş tebessüm tanelerini sen buldun.

Yol bilmez sanılan sevdanın Cennete giden yolu gözlerime inşirah eden sen değil misin sevgili ?

Sığlığıma, ıssızlığıma aldırma sen.Sığlığıma genişlik veren duam sensin, ıssızlığıma vücut bulan da. Suskunluğuma bakıp dudaklarını bükme, kuru topraklarıma bakıp boynunu çevirme hazana..

Kuraklığıma umut işleyen de sensin, suskunluğuma 29 harfi hediye eyleyen de…
Gözlerimdeki huzurun tek sahibi,

Elif bereketindeki yarınlarımın tek varisi,

Bize ne bir sevda vaat edildi ne de bir mucize hediye edildi. Biz karanlıktayız. Üzerimiz açık. Ellerimiz hazan kokar. Ama birbirimizin tebessümlerinde isteriz Cenneti.

Gövdemizin toprakta kapladığı gölge kadar cümle oluruz sevda lugatinde. Şimdi sevme zamanı. Tüm martılar açtır şimdi. Yüzümde belirginleşen tebessüm çizgileriyle doyuralım tüm martıları.

Bulutsuzluktan şikayet eden toprağa uzatalım gözlerimizde birikmiş ıslaklığı. Kısır cümleleri işgal etsin içimizdeki gönül zenginliği. Susuzluktan çatlamış yangınlara koşuşturalım dudaklarımızı.

Diş geçiremediğimiz zamana not düşülsün imkansızlığımız. Birbirimizden bihaber yaşarken istiflediğimiz hüzünlere inat biz tebessümün güzelliğinde bir umut ekelim gül kokusunda.

…………….

Ey sevgili,

Satırlarımın dağınıklığını hoşgör. Bilmediğim bir sabahın avcunda kanattım ellerimdeki mürekkebinin dilsizliğini. Sana yazmaya aç’tım.

Tebessümün satırlarda inkişafına vuruldum. Yazan ben, yazdıran sen..
Özlediğim, dilediğim bir sevdanın anlamı,
Yaşadığım, nefes aldığım bir hayatın başkahramanı,
Umutlandığım yarınların tek güzel yanı

Unutma ki;

Bir dirhem “ can’a “ bir ” umut “ miktarı “ gül “ kafi.


Allah’tan çok istemek


Sual: Günahkâr halimize bakmadan, Allah’tan yüksek dereceler istemekte mahzur var mıdır?

CEVAP

Hiç mahzuru olmaz, daha iyidir. İmam-ı Rabbani hazretleri (Çok yüksekleri istemeli) buyuruyor.(3/19)

Allahü teâlâ kerimdir. Kerim, keremi, lütuf ve ihsanı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden demektir. Hazinesi sonsuzdur, vermekle asla bitmez. İstemesi caiz olan şeylerin, en çoğunu istemelidir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Rabbiniz, hayâ ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp bir şey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten hayâ eder.) [Ebu Davud]

(Bir Müslüman üç kere Cenneti Allah’tan isterse, Cennet, “Allah’ım onu Cennete sok” der. Yine o kimse, üç kere Cehennemden uzaklaşmayı Allah’tan isterse, Cehennem “Allahım onu benden uzaklaştır” der.) [Hâkim]

Oruçta taklit edilmiyor

Sual: Maliki mezhebini taklit eden kadının, aylardan beri muayyen hali her zaman 15 gün devam ediyor. 15 gün de temiz oluyor. 10 günden sonra hayzı devam ederken, oruç tutabilir mi?

CEVAP

Oruçta Maliki taklit edilmediği için, 10 günden sonra orucunu tutar.

Altın rozet

Sual: Erkeklere, altın rozet takmak caiz mi?

CEVAP

Hayır. Gümüş rozet caizdir.

SANA BİR HİÇ İLE GELDİM.

Alın herşeyi kalmasın tek bir dirhem bende… Alın gidin ötelere ben burada kalmak istiyorum… Tam burada anlımın bayram ettiği yerde, öylece secdede kalmak… Ne saz ile nede söz… Yalnızca O’nunla kimsesiz, yalın ve tüm benliğim ile samimi…

Geçen yıllar ne güzel… Adım adım gidiyorum işte O’na saniye saniye, an be an O’na gidiyorum! Bekliyor beni de çok iyi biliyorum..

Gel diyor…
Geliyorum Ya Rabb!
Geliyorum Mevlam…
Geliyorum Sevgilim…
Geliyorum Sevdiğim
Geliyorum beni benden çok seven Canan geliyorum Sana…

Tüm günahlarımla, tüm hatalarımla, tüm suçlarımla geliyorum dizinin dibine Affet..

Boynum bükük geliyorum Sana!

Sen beklersin bir tek bu yollarımı sen bilirsin benden emin beni.

Ötesi yok bu alemde senden gayrısı “Hiç”…
Konuşmalarım “Hiç”…
Susmalarım “Hiç”…
Gelmelerim gitmelerim ne var sa “Hiç”…
Kazandıklarım kaybettiklerim ne varsa “Hiç”…
Bakii olan beni bulan Sensin!
Ötesi…

“Hiç”
Ötesi yok…

İşte Mevlam görüyorsun yine ve yineden ve her an burdayım gözleri yaşlı dizlerinin dibindeyim… Gidemem ki ayrılamam buradan, gitmemide asla istemezsin bilirim… Allah’ım ayırma beni dizlerinin dibinden Atma “Hiç” lerin içine beni… İstemem Cennetini çok görme Cemalinden beni… Ne verdiğin nefese yeter şükrüm neden gördürdüğün bu güllere… Ben aciz.. Ben fakir…

Ben bi çare dizlerinin dibindeyim işte.. Kabul et Ya Rabb sana bir “Hiç” ile geldim…

CAN BARDAKTAN ÇAYIM VAR İÇERMİSİN?

“Can bardaktan çayım var içer misin Dost?”

İçmez misin,içinde hasret var bir tutam biraz da acı..

Hani kahve olsa derim ki “Bir acı kahvenin 40 yıl hatırı vardır..” Çay bu dostum, çay.. Hem de
can bardaktan..

Üşümesin diye ellerimiz, sımsıcak çayımız.. Biraz da sevgi ekledim ki üşümesin gönüllerimiz..

Sıcak çay olmasa da, sıcak insanlar olsa ne dersin Dost?

Tebessüm eden çocuklar, çay isteyen çocuklar..

“Suss, çocuklar çay içmez”.. Açık renkli çaylar sana ve bana..

Neden diye sorma dost, biz daha büyümedik..

Ama olmaaaazz, çaysız olur mu?

Sıcak canlar olsun, aşka mütemayil, can bardaktan sıcak çay da..

Yanında bir tutam dert, hani yıldızlara baka, baka..

“Can bardaktan çayım var içer misin Dost?”

Dost’a..

Vakti vardır…
Ve can çeker.
Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan,
lezzet katan dostlardır.
Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir.
Sohbete …
Muhabbet taşır, hüzün taşır …

Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım; mesele şudur:
Bir bardak demli çayın yanında ne kıymetimiz var?
Hangi dostun bir bardak demli çayı için “hasretin adı” ve “katma değer”iyiz?

Vakti vardır..
Ve can çeker.
Can, çayı bahane edip muhabbet ister.
Profesör istemez, genel müdür hiç istemez…
Makam ve mevki…
Ve dahi şan ve şöhret…
Ve dahi mal ve mülk sahibi istemez.
Aradığı insandır.
İnsan” sıfatının yanında, som altına şekil katmak için sokuşturulmuş bakır kadar ehemmiyeti olmayan unvanları hesaba katmaz…
Bir bardak demli çayın her yudumunu, ab-ı hayata dönüştüren insan!

Hayattan aldığımız ve hayata kattığımız can sıkıntılarının çoğunun sebebi, maalesef değersiz şeylerden ibarettir.
Ne bu dünyadan çekip giderken bizimle birlikte gelirler.
Ne sonrası için işe yararlar.
Üstelik, bir bardak demli çayın yanında bile, sahibini “beş kuruş” sahiplenmezler…

Su kaynar…
Aşk ateşinde…
Bir tutam çay yaprağıyla karışmak, vuslattır.
Bu sıcaklığa…
Bu buhara ram olur ve yayılır duygular.
Sonra aşkın rengidir ve demidir görünen.
Ve aşkın rayihası.

Söyleyin şimdi:
Bu şiire kim bir mısra katar gönlünden?
Sohbeti kim demler?

Ya Basir

Can’sın ilaçsın sinelerimize. Bizleri senden uzak etme. Sensizlik karanlığına terk etme, sımsıkı tut ellerimizi. Bırakırsan ölürüz, ölürsek seni göremeyiz. Seni görememezliğe terketme bizleri.

DERS ALINMIŞ BAŞARISIZLIK, EN BÜYÜK BAŞARIDIR


DERS ALINMIŞ BAŞARISIZLIK, EN BÜYÜK BAŞARIDIR

Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.

En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği kuyudan çıkarmaya değmeyecek diye karar verir Bütün komşularını yardıma çağırır Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar Eşek neler olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar Sonra, herkesi şaşırtan bir şekilde sesini keser Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar Gözlerine inanamaz.

Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta Toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.

Bir süre daha komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkın bakışları altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atar ve koşarak uzaklaşır!

Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü kötülüklerle beraber.. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu kötülükleri silkeleyip bir adım yükselmektir.

Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın..

Mutluluğun 5 basit kuralı vardır, unutmayınız!

1 Kalbinizi nefretten arındırın! – Affedin!
2 Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın! – Çoğu zaten asla gerçekleşmez
3 Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin!
4 Daha çok verici olun!
5 Daha az beklenti içerisinde olun!

Günün Muhasebesi

~~GUL ASK~~

Kime: gulask
ayrıntıları görüntüle 22 Tem

1hh9.jpg

bir kul ruh ve hayat disiplinini korumak için çok mücadele etmesi gerektiğinin farkındadır. Günün muhasebesi bir anlamda Müslüman’ın eksileri ve artılarıdır. Orta Asya’nın en eski yerleşim bölgelerinden Buhara’daki, Bal-ı Havuz Camii’nin giriş kapısında asılı bulunan levhada yer alan sorular müminlerin günlük muhasebeleri için oldukça önem arz etmektedir. İşte o sorulara bakarak muhasebemizi yapalım. Eksilerimiz mi artılarımız mı fazla?

1- Bu gece derin uykundan uyanıp Allah’ı zikrettin mi?
2- Bugün sabah namazını camide cemaatle kıldın mı??
3- Bugünkü sabah evradını okudun mu?
4- Gününe, helalinden rızıklandırması için Allah’a niyazda bulunarak başladın mı?
5- Bugün, cennetle şereflenebilmek için duada bulundun mu?
Kim ki günde üç kez kendisini cennetine koyması için Allah’a yalvarırsa, cennet de “Allah’
ım o kulunu cennetine koy” diye niyazda bulunur.
6- Cehennem ateşinden korunmak için Allah’a yalvardın mı?
Kim ki üç kez cehennemden korunmak için Allah’a yalvarırsa cehennemde “o kulunu cehenneminden koru” diye Allah’a niyazda bulunur.
7- Beş vakit namazını camide cemaatle ve vaktinde kıldın mı?
8- Sünnet ve nafile namazlarını eda ettin mi?
9- Her ezandan ve namazdan sonra okunması gereken evradı okumayı alışkanlık haline getirdin mi?
10- Namazlarını huşu içerisinde ve okuduklarını tefekkür ederek eda ettin mi?
11- Yediğin, içtiğin, giydiğin velhasıl tüm kazancının helalliği konusunda Allah’a sığındın mı?
12- Görme, işitme gibi Allah’
ın sana bahşettiği diğer tüm nimetler için O’na hamd ettin mi?
13- İslam nimeti için Allah’a hamd ettin mi?
14- Duaların kabul edildiği vakitleri ganimet bilip Allah’a niyazda bulundun mu?
15- Bugün Allah’
ın kitabından hiç okudun mu, ondan ayetler ezberledin mi, yeni bir şeyler öğrenip onunla amel ettin mi?
16- Bugün Allah Resulünün hadislerinden birini okudun mu, ezberleyip onunla amel ettin mi?
17- Bir ilim halkasına katılıp Allah’
ın dinine ilişkin bilgi dağarcığını genişlettin mi?
18- Bugün gözünü, kulağını ve tüm azalarını Allah’
ın haram kıldığı şeylerden korudun mu?
19- Bugün Peygamber Efendimize (SAV) selatü selam getirdin mi?
20- Bugün bir hasta ziyaret ettin mi?
21- Bir cenazeyi -yıkanmasından namazı ve defnine kadar- teşyi ettin mi?
22- Bugün emri bil maruf ve nehyi anıl münker’de bulundun mu? (iyiliği emredip kötülükten sakındırdın mı?)
23- Allah için nasihatte bulundun mu?
24- Ahdine vefa gösterdin mi, sözünde durdun mu?
25- Gizlide ve aşikarda her işinde samimi ve ihlaslı oldun mu?
26- Zenginlikte ve yoklukta tasarruf ettin mi?
27- Sana gelmeyene sen gittin mi?
28- Rıza ve kızgınlık halinde adaletli davrandın mı?
29- Sana zulmedeni affedip, seni mahrum bırakana verdin mi?
30- Bugün konuşman zikir, susman tefekkür müydü?
31- Bugün şahit olduklarına ibret nazarıyla baktın mı..?

Her şeyin hayırlısı

islamcokguzel

Zamanın birinde bir padişah yaşarmış. Padişah avlanmayı çok sever, sık sık avlanırmış. Padişahın aklı-selim, “Her şeyin hayırlısı, her şeyde bir hayır vardır.” cümlesini dilinden düşürmeyen bir de veziri varmış. Padişahın başına bir şey gelse vezir hep ; “Padişahım üzülmeyin her şeyde bir hayır vardır.” dermiş. Padişah da vezire bu yüzden çok kızarmış.

Yine bir gün padişah vezirine “bugün ava nereye gidelim” diye sormuş, vezir bir yer tarif etmiş. Oraya gitmişler fakat avlanırken padişah elinden yaralanmış, eli kanamış ve elinin yarasını sarmışlar. Padişah vezirine kızmış, “senin yüzünden oldu” demiş. Vezir yine aynı cevabı vermiş ; “Her işte bir hayır vardır padişahım, üzülmeyin.” demiş.

Bunun üzerine padişah vezire çok kızıp, ben elimi kesiyorum, sen bana “Her işte bir hayır vardır” diyorsun deyip veziri zindana attırmış. Vezir zindana giderken yine “Her işte bir hayır vardır” deyip gitmiş. Padişah yine öfkelenmiş, “adamı zindana attırıyorum adam yine aynı şeyi söylüyor” demiş.

Padişah avlanmak için az bir adamla başka insan ayağı değmemiş bir yere gitmiş, avlanırken oranın yerlileri bunları faka bastırıp, esir etmişler. Yerliler her gün bir esiri kendi inançları gereği kurban ediyorlarmış, sıra padişaha gelmiş ama onu serbest bırakmışlar. Çünkü yerlilerin inancına göre sakat veya, bir yeri yaralı adamdan kurban olmazmış.

Padişah vezirini düşünüp ona hak vermiş. Hemen ülkesine dönüp vezirini serbest bıraktırmış. Ama yine soruyu sormuş; “Hadi benim elimin kesilmesini anladık, peki senin zindana girmendeki “hayır” nedir demiş.

Vezir de; “bende zindana girmeyip sizinle gelseydim, yerliler şimdi diğerleri gibi beni de kurban etmiş olacaklardı demiş.”

Ders alıp, öğüt çıkaranlara ne mutlu…

Uyanışımıza vesile olan/lar/dan Rabbim (c.c.) razı olsun…….

Selam ve duâ ile..

En Güzel Uyku..




En güzel uyku, ashab-ı kehfin uykusudur. Öyle ya, uyandıklarında, uyuduklarından daha farklı ve daha güzel bir dünyaya uyandılar. Uyandıklarında, zalimlerin kahrolup öldüğünü gördüler. Uyandıklarında, şikayetçi oldukları küfür ve gafletin dağılıp yok olduğunu fark ettiler.

Uyandıklarında, sayıca az da olsalar direnmelerinin ezici çoğunluğun zulmünü önlediğine tanık oldular.

Uyandıklarında, cılız da olsa direnerek, varlığın toprağına attıkları gerçek tohumunun çiçek çiçek bahar a durduğunu bildiler. Paraları geçersizdi sadece, önemsemediler. Mevki ve makamlarını terk edip, uykunun aczine teslim oldular, zamanın lehlerine işlediğini fark ettiler.

Bak ki, sen de her sabah, uyuduğundan farklı ve güzel bir dünyaya açıyorsun gözlerini.

Uyandığında, seni kıyama durmaktan alı koyan yorgunluğunun dağılıp gittiğini gördün.

Uyandığında, kalbini yaralayan, aklını iğdiş eden dünyalık telaşların bir göz kapağının ardında dur/ul/duğunu fark ettin.

Uyandığında, tek bir secdenin bile yeryüzü ve üzerindekilerden daha kıymetli olduğunu bildiğin sabah namazı seccadesinin yanı başında buldun bedenini.

Uyandığında, tek bir “ALLAH” deyişle ebedi saraylar inşa edebileceğin kutlu bir vaktin , seherin, kucağında buldun kendini.

Uyandığında, unuttuğun bedenin, göz ardı ettiğin varlığın uyandığında yine yeniden sana verildi.

Unutulmuşluğun kuyusunda unuttuğun, unuttuğunu bile unuttuğun, uyanmasan da uyanman gerektiğini bile bilmediğin o gidişten, gözleri de gönlü de açılmış biri olarak döndün.

Uyuduğuna değmiş değil mi?

Gel, Kendine Gel..!


Gönlümün ufkundan, can damarıma doğru biri bağırdı:

- GEL !…

Sonra her türlü fikrin ve düşüncenin kasırgasından bir ışık yol gösterdi:

- GEL !…

Ve bütün yolları yay gibi büktü, sonunu başına bağladı, bir yanda kuyuyu bir
yanda minareyi göstererek haykırdı:

- GEL !…
eydiluyumard8.jpg
“……” – “……..” gibi manşet olan kelimeleri sildi ve heceledi:

- Gel Gel Gel !…

Bu ses eriyip gitti. Manâlar maddeleşti
“GEL” kelimesi basit bir emir oldu, tükendi.

Şu hal karşısında kaybolan manâya hasret kaldım. Her şeyi unuttum"GEL"deki
manâyı aradım.

Gezerken bir " GEL " diyeni duysam döner bakardım, başka birisine el ediyor.
Her oynayan yaprakta, her şafakta ve her grupta bu manâya koştum.

Nihayet kıvılcım zulmeti emdiği bir anda, yine aynı ses aynı manayla " GEL !.." diye
bağırdı. Koştum koştum dizlerimin bağı çözülünceye kadar koştum. Birde baktım ki
"GEL" diyen iki elini " GEL!.." der gibi sallıyordu.!

Buna bir manâ veremedim şaşırdım!

Aynı şefkatle merhamet yüklü ses devam etti:

- KENDİNE GEL !…

Heyhat ! Başka şeylere koşmaktan o kadar çok yorulmuştum ki öz benliğimi aşıp
kendime gelmem çok zordu.

“Terazi kendini tartmaz” derler ne acı gerçek..

- KENDİNE GEL !…

“Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar:
-Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki, ben O’nu.
Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder.
Bu ses rüzgârlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana:
-Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız O’na verdim ben,
Elverir ki, bir gün bana derinden.
Ta derinden bir gün bana
“Gel” desin.“

GÜLİSTAN


Ey müteşekki!
Sen nesin? Neye binaen itiraz ediyorsun?
Cüz'i hevesini külliyat-ı kainata mühendis mi yapıyorsun?
Kokmuş olan zevkini nimetlerin derecelerine mikyas ve mizan mı yapıyorsun?
Ne biliyorsun ki, zannettiğin nimet nikmet olmasın?
Senin ne kıymetin var ki,
sineğin kanadına müvazi olmayan hevesini tatmin ve teskin için
felek çarklarıyla hareketten teskin edilsin?
Bediüzzaman